Öyle kavramlar vardır ki...

 

Türkçemizde öyle kavramlar var ki, yerinde, zamanında söylendiği takdirde anlam kazanırlar. Örneğin “Sağduyu”, “Ölenlere Allah`tan rahmet, ailelerine baş sağlığı...” vs. Bu kavramları sık sık tekrarlayanların tutumu da çok önemlidir. Yoksa alışılagelmiş şekilde söylendiğinde bu kavramlar bir değer taşımamaktadırlar.

Şehit vermek veya genç bir insanın ölmesi çok acı bir olay özellikle ailesi için. Kim olursa olsun, bu acı haber karşısında, insan yıkılır. Çünkü en sevdiği artık dönmemek üzere ayrılmıştır. Dolaysıyla acılı aileye “Allah`tan rahmet dileriz” diyerek, acısına iştirak edilir. Benim burada değinmek istediğim, bu kavramların gelişi güzel kullanılmasıdır. Bir hükümet yetkilisine sorulduğunda, doğal olarak ağzından bu söz çıkmaktadır. Gerisi? Yok! Şu anda bütün Türk toplumunu derinden yaralayan acıya boğan olay Mehmetçiklerin şehit olmalarıdır. Sadece bu sözü kullanmakla bu iş bitmiyor. Dikkat edilirse, hiçbir şehit cenazesine yetkililerden iştirak eden yok. Geride kalan acılı şehit ailelerine ne maddi ne de manevi destek var. Sadece “Ailelerine baş sağlığı dilerim” demekle bu iş bitmiyor. Basında gerek şehit ailelerinin gerekse gazilerin ne sıkıntılar içinde olduğunu yıllardır okuyup duruyoruz. Demek ki, bu sözün arkasından bazı işlemlerin de yapılması gerekmektedir. İşte o zaman bu kavram değer kazanır.

Bakın, Hürriyet gazetesinin verdiği çok önemli olduğu kadar hüzünlü ve düşündürücü bir haber: “Hamburg`da Atatürk Kültür Merkezi binasındaki Türk bayrağını yarıya indiriyor ve bu kültür merkezinin bir üyesi olan Alman vatandaşı, şehitlerimizden dolayı üzüntülerini belirtiyor. Bunu söyleyen kim? Genç bir Alman vatandaşı! Üzerinde durulması gereken bir haber... Ülkemizde ne yazık ki, bayrağı yarıya indirmek ve yas günü ilan etmek kimsenin aklına gelmedi. Bu acıların daha da acısı...

Bu gazetenin genel yayın yönetmeni ben olsaydım, Türk yetkililerin görmesi ve okuması için,bu haberi birinci sayfaya koyardım.Acaba Yurtdışındaki elçilikler bayrağı yarıya indirdiler mi?

Diğer bir kavram da “Sağduyu” dur. Yetkililerin ağzından çıkan bu sözcük sık sık kullanıldığı için değerini kaybetmeye başladı. Çok taze bir örnek:  Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Büyükelçisi Fuat Tanlay, yukarıda belirttiğimiz klasik cümleyi Belçika`da yaşayan Türk toplumuna şöyle tekrarlamış:”Provokasyona gelmeyin. Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında gerçekleştirilen Devlet Zirvesi`nde, devletimizin ve milletimizin azim ve kararlılığı vurgulanmıştır.” Büyükelçi demek istiyor ki, “Ey Türk toplumu! Sağduyulu olun, kışkırtmaya gelmeyin. Devletimiz bu işin peşindir.” Devletin kararlılığı iyi güzel de, terör durmadan can alıyor ve devletimiz ABD`den gelecek cevabı bekliyor. O zaman “zirveye ne gerek var?” diye biri çıkar sorar. Bu sorunun en güzel cevabını da gene Türkiye Cumhuriyeti`nin Başbakanı İngiltere`de İngiltere Başbakanı Brown`a vermiş. Demiş ki: PKK`ye yataklık edip, parasal kaynak sağlayan Avrupa ülkeleridir”  Doğru bir söz! Bu sözü sarf ederken, İngiltere`nin de bir Avrupa ülkesi olduğunu unutmamak gerek. Kimi kime şikâyet ediyoruz? Avrupalıya Avrupa`yı şikâyet ediyoruz! Üstelik de bu ülke ile Türkiye- İngiltere Stratejik Ortaklık Belgesi üzerinde mutabakata varıyoruz.

Diğer bir “sağduyu” örneği: Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi “Önce aklıselim” başlıklı yazısında, “sağduyu” yu anlatmaya çalışıyor uzun kaleme aldığı yazısında ve yazısını da şu cümle ile bağlıyor: O nedenle hükümetin son olarak 12 şehit vermemize neden olan olay hakkında dün radyo ve televizyona koyduğu yayın yasağını doğru buluyoruz.”

Kendisini burada kutlamak gerekir. Neden mi? Basın Konseyi Başkanı olarak, alelacele alınan bun RTÜK kararını doğru buluyor da ondan! İnanılır gibi değil... Bu kararın bir yasak değil, iktidar adına çıkarılan bir sansür olduğunda hemen bütün hukukçular hemfikir. Ve bunu Sayın Ekşi “Sağduyu” ile izaha kalkıyor.

Bu “Sağduyu” bir kalkan olarak kullanıyor gibi geliyor bize. Bu iki kavramın arkasına saklanarak, gerçekler örtbas edilmeye çalışılıyor! Sağduyulu, aklıselim sahibi olalım demekle, yapılan veya yapılacak olan hareket bir nevi önlenmiş oluyor. Yani “doğru ile yanlışı birbirinden ayıralım” diyerek, “oturup sakin kafayla düşünelim” demek isteniliyor.

Bu “sağduyu” kavramı yalnız terör için değil, hükümetin icraatları için de kullanılıyor. “Sağduyulu olalım, bekleyelim, görelim, bakalım iktidar ne yapmak istiyor veya yapacak”

Bu “Sağduyu” kavramı ne zamandan beri duyuyoruz biliyor musunuz?

Tam, ama tam 69 yıldır...

Onun için biz, bu iki kavrama, inanılır ağızlardan çıkmadıkça pek inanmıyoruz doğrusu...

Dün akşam (23 Ekim) Türk TV kanallarından birinde PKK terörü konusunda yapılan açık oturuma katılan emekli Büyükelçilerden Gündüz Aktan şöyle diyordu: “Eğer ben bir yabancı ülkenin Ankara`daki Büyükelçisi olsaydım, hükümetime vereceğim raporda şöyle derdim: “Bu Türkler bol bol konuşurlar, ama eylem yapmazlar!”Nasıl? Çok düşündürücü değil mi?

 

Dr. Yüksel Cavlak