"Türk esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır."Atatürk 1925

Artık Mustafa Kemal`i kalbimizden çıkarmanın zamanı geldi

 

Evet, O`nu yeteri kadar en değerli organımız olan kalbimizde hapsettik. Halbuki hepimiz biliyoruz ki, O bağımsızlığı, hür olmayı kendisine bir yaşam felsefesi yapmış ve çok sevdiği halkına bunun ne kadar değerli olduğunu yaşamı boyunca anlatmaya çalışmıştır. Bunu bile bile bu büyük insanı kalbimize gömdük. Mustafa kemal bunu hak etmedi. Ne O, ne de ilkeleri böyle yıllarca hapsedilebilinirdi. Ne ilginçtir ki, O`nu bağrına basanların, kalplerine hapsedenlerin başında yıllarca “Atatürkçüyüm” diye bas bas bağıranları görüyoruz. Bu Atatürk sevdalıları (!) böyle yaparsa toplum ne yapmasın ki? Onlar da bilir bilmez bu geleneğe uyarak Mustafa Kemal`i kalplerine gömdüler ve ülkede olup bitenleri seyre daldılar! Halkını seven, ona güvenen ve hatta bu halkı için hayatını hiçe sayan bu büyük insan altın kafese nasıl sığabilirdi?  Toplum daha doğrusu aydın olarak nitelediğimiz insanlar, O`nu 67 yıldır kalplere gömme yerine Atatürk`ü, değil Atatürkçülüğü, ilkelerini daha iyi kavramayı, ilkelerine baştan itibaren sahip çıkmayı ve bu yolda ödün vermeden ilerlemeye çalışmalıydılar. Mustafa Kemal`in akılcı-gerçekçi olduğunu, hiçbir zaman hayalci olmadığını, topluma durmadan bıkmadan usanmadan anlatmalıydılar. Ne yazık ki, bu konulardan uzak kalınarak işin kolayına yöneldiler. Milli bayramlarda O`nu anmayı bir gelenek haline getirdiler. Aydınlarımız, Atatürk`ü sevenler, Mustafa Kemal`in 1923`te “Ben milletimin fikirlerine ve hislerine yakından vakıf olmaktan, aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı  ifadeden başka bir şey yapmadım.” Sözündeki gibi hareket etmiş olsalardı, ülke bugünkü durumlara düşmezdi.  Milletinden çok kendilerine güvenen politikacılar sayesinde ülke her geçen yıl bir kaostan diğerine sürüklendi ve O`nun bütün söyledikleri birer birer gerçek olmaya başladı. Nasıl mı?1935 yılındaki söylediği sözler bunu kanıtlamaktadır: “Avrupa devlet adamları, başlıca ihtilaf mevzuu olan mühim siyasi meseleleri her türlü milli egoizmaların ref`ine olarak son bir gayret ve tam bir samimiyetle ele almazlarsa korkarım ki, felaketin önü alınamayacaktır.”, “Artık duramayız. Behemal (ne olursa olsun) ileri gideceğiz. Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona bigane(ilgisiz) olanları yakar, mahveder.” Dediği çıkmadı mı? Hem de nasıl! O`nun sözlerini, tavsiyelerini unutanlar, unutmak isteyenler, bilinçli bir şekilde bu büyük insanı, ilkelerini ve hatta yol gösterici sözlerini tamamen kalplere hapsettiler. Artık zaman  gelmiştir. Mustafa Kemal`i kalplerimizden çıkarmalıyız… O`nu eskisinden daha iyi anlamaya, anlatmaya çalışmalıyız aydın kişiler olarak.  Mustafa Kemal ve ilkeleri artık serbest olmalıdırlar. Serbest olmalılar, çünkü O ve ilkeleri durgun değil, dinamizmle doludur. Ancak bu sayede hem O`nun ruhunu şad etmiş, ülkesini itildiği çıkmazdan kurtarmış ve hem de kurmuş olduğu laik, modern, demokratik, saygın ve onurlu cumhuriyetini yeniden eski haline dönüştürerek, O`na olan burcumuzu ödemiş oluruz.

Evet, şimdi artık yeniden Atatürk`le el ele birlikte yaşama zamanıdır. Yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da insanların sevgiye, mutluluğa gereksinimleri vardır. Büyük Ata`mız, bir konuşmasında, “insanları mutlu edecek tek araç, onları birbirine sevdiren, karşılıklı maddi ve manevi gereksinimlerini karşılamaya yarayan davranış ve güçtür.” Demişti.

Ve işte günümüz koşullarında Kemalizm`in yeniden doğuşuna duyulan özlemin gizemi de buradadır. Çünkü, yaşamak, aynı zamanda başkalarını da yaşatmaktır. Şu günlerde, İsviçre`nin Davos kış sporları merkezinde zenginler bir araya geliyor. Bir yandan zenginliklerine daha da zenginlikler katmanın yollarını arıyorlar, öte yandan da kış sporları yapma fırsatını kaçırmıyorlar. Alternatif Davos mu dediniz? O da var. Latin Amerika`da, Venezuela`nın merkezi Karakas`ta yoksul ülkeler bir araya geliyorlar. Büyüyen ekonomik pastadan bir lokmacık olsun alarak, yoksulluk acılarını bir nebze dindirebilmek için, Tıpkı, bir halk öykümüzde iletildiği  üzere, ev sahibi zenginin kocaman kepçe ile hoşafı boğazına akıttıktan sonra “of öldüm be” demesi karşısında eline küçücük kaşık tutuşturulan davetliler arasındaki Bektaşi`nin “ver şu kaşığı da biraz da biz ölek” demesi gibi. Ve mUstafa Kemal, mzlum ülkelere o kepçeyi veren büyük dünya lideridir. Bundan sonrasında da, bu nedenle manevi mirası yaşayacaktır. Her geçen gün daha da güçlenerek. Ve de biz buna mecburuz.”

Dr. med. Yüksel Cavlak Almanya

Dr.jur. Hüseyin Pekin İsviçre