İnşallah tarihçiler 2002`den sonraki dönemini yazmazlar!

 

Biliyoruz ki, tarihçilerin görevi, yaşanan olayları gelecek kuşaklara aktarmaktır. Yıllar sonra genç kuşaklar tarih sayfalarını karıştırarak kendilerinden önce neler yapıldığını öğrenirler. Tarihi okumanın diğer güzel tarafı da, belki de önemli olan tarafı,  geçmişte yapılan hataları okuyup, öğrenip tekrarlamamaktadır.  Tabi bu bizim için geçerli olmasa gerek! Mustafa Kemal`in kurmuş olduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti`nin okullarında tarihi okurken, bundan önce neler yaşandığını, Padişahların neler yaptıklarını ve cumhuriyet döneminde devrim ve ilkelere nasıl karşı gelindiğini hepimiz okuduk. Bazılarımız devletin üst kademelerine geldiler, bazıları önemli mevkilerde söz sahibi oldular. Hadi diyelim ki, halkın belleği çok zayıf okuduklarının hemen hepsini unuttular. Birlikte okumuş olduğumuz tarihi unutan aydın kesime ne diyelim? Onlar gene halktan önce unutmuş olmalılar ki, bizim tarih zembereği bozuk saat yelkovanı  gibi dönüp dönüp aynı yere geliyor!..

Hangi televizyon ekranına bakarsanız bakın, hangi gazeteyi okursanız okuyun aynı terane.. Çıldırmak işten değil! Biri (A) derken, diğerinin dili durur mu, hemen arkasından (B) yi yapıştırıveriyor inadım inat der gibi... Birbirlerine karışı söyledikleri veya parçaladıkları lügatler ise evlere şenlik! İsterseniz birkaçını aktaralım:

“Ananı alda git.”

“Kim bu sahtekâr?”

“Sen kimsin lan?”

“İki koyun gütmemiş olan erken seçim istiyor.”

Demek ki kaderde laik, modern Türkiye Cumhuriyeti`nde bunları da duymak varmış! 600 yıllık Osmanlı Devleti`nde delisinden tutun, küçük yaştakine kadar birçok padişahların geldiklerini, yapılan büyük işlerin yanı sıra saçmalıklarını da doya doya okuduk. Elbette ki böyle bir tarihin gelecek kuşaklar hem hüzün verici ve utandırıcı olduğu gibi, öğretici bir yanı da var Anlayana tabi ki!..

“Pamuk Prenses ve 7 Cüceler” masalını hepimiz biliriz. Orada prensesin üvey annesi cadı yoluyla kendisine zehirli bir elma gönderir ve prenses de bunu yiyerek derin bir uykuya dalar. Neyse uzatmayalım; günün birinde prens gelir ve bir öpücükle prensesi uyandırır. Prenses de hiçbir şey olmamış gibi, prensine kavuşur ve mutlu bir hayat başlar..

Diyoruz ki, “bu yaşadığımız hüzünlü, acı verici günleri yaşamamak, görmemek için ne yapmalıyız?” Doktordan öyle bir ilaç istemeliyiz ki, verdiği bu ilaç bizi kâbuslu günler geçinceye kadar uyutsun. Ve uyandığımız zaman her tarafın güllük gülistanlık olduğu, gerçek laik, demokratik bir Türkiye görelim! Ve gene diyor ve ümit ediyoruz ki, tarihçilerimiz 2002`den sonraki bu dönemi yazmasınlar veya yazmayı unutsunlar. Tanrı korusun unutmayıp yazarlarsa, eğer uzun ömürlü olursak, torunlarımıza ne diyeceğiz? Ya onlar bize “hiç mi tarih okumadınız, hiç mi tarihteki olaylardan ders almadınız mı?”diye sorarlarsa? Ne cevap vereceğiz?

Biz değil, ama ulusal şairimiz Mehmet Akif Ersoy onlara şu ikilisi ile cevap verirdi: “ Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar

Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?

Türkçe`mizde “iki kazı güdemeyen...” deyimi olduğunu hep biliyorduk da, iki koyunu güdemeyen deyimi olduğunu bilmiyorduk. Neyse, dilimizin böylece daha da zenginleşmiş olduğu söylenemez mi?

 

Dr. Yüksel Cavlak

Dr. Hüseyin Pekin