|
Türkiye laiktir laik kalacak dedikçe...
Halkın her fırsatta tekrarladığı bu söz bize gece mezarlıktan geçenlerin korkudan şarkı söylemelerini hatırlatıyor. İnsan psikolojisi bu; bildiğimiz bir odada dahi olsak içimize bir korku girer. Çünkü karanlıktan korkarız. Kendimize moral, güven vermek içinde bir şeyler mırıldanır dururuz. İşte bu laiklik işi de sonunda böyle oldu! Son yıllarda başımıza gelenleri hep beraber yaşadık ve yaşıyoruz. Cumhuriyet rejimi şu son dört yılda yaşadığını, ne 1919`da ne de ondan sonra yaşadı. 1950`den hemen sonra atılan tohumlar yeşerdi, büyüdü ve rejimin boyunu aşamaya başladı. Kelimenin tam anlamıyla Ne ekersen onu biçersin sözünün gerçek olduğu ortaya çıkmaya başladı. Bu zihniyetin zemininde kimler sahneye çıkmadı ki? Medyumlar, İncil`i yeniden yazmak isteyen mehdi, kadın peygamber vs. Zamanla Tük toplumu, gittikçe artan gerek görsel gerekse yazılı basının inanılmaz bombardımanı karşısında kendisine olan güvenini, kaybetti. Ulusal bilinci zayıflamaya başladı. Mustafa Kemal`in Türk övün güven çalış sözü pankartlarda kaldı!.. Güvenmenin, övünmenin ve çalışmanın yerini korku aldı. Ne güvenecek dalımız ne övünecek halimiz ve ne de çalışacak durumumuz kaldı. 1950`den sonra ekilen tohumların yeşermesi sonucu, içimizde kala kala bir korku kaldı!. İşte bu korkuyu da yüreklerimizden atabilmek için de, her fırsatta Türkiye laiktir diye bağırıp duruyoruz. Fakat burada önemli bir sözü unutuyoruz, o da şu: Korkunun ecele faydası yok Gerçekten de yaşamın bir parçası olan ölümden korkuyorsak, onun geç gelmesi için bazı önlemleri almamız gerekmektedir. Yani sağlığımıza zarar verecek olanlardan mümkün olduğu kadar uzak durmak en önemli görevlerimizden biri olmalıdır. Demek istiyoruz ki, eğer cumhuriyet rejimi tehlike altında ise, elde ettiğimiz haklar her geçen gün elden gidiyorsa, sokaklara dökülüp Türkiye laiktir demek yerine ki, bu sözün pek etkili olmadığını görüyoruz, daha ciddi, daha somut yöntemlere başvurmalıyız. Nedir bu yöntemler? Yurtseverim, Atatürkçüyüm diyenlerin, yasal çerçeveler içinde, halkı her konuda bilgilendirmesi ve ülkeye çöken karabulutların ortadan kalkası için harekete geçirmesidir. Elbette ki, eninde sonunda Mustafa Kemal, 1919`da olduğu gibi, yine galip gelecektir. İşin en güzel yani sil baştan olmadan olması değil midir? Şimdi burada karşımıza insan ömrünün sürekli bekleme, ama daima daha iyiyi ümit etme ile geçtiği doğa kuralı çıkar Doğrudur, toprağa ekilen tohumun bir gelişme süresi vardır, bunu bekleyebilmek lazımdır. Bahar gelip çiçek açmadan hiçbir ağaç meyve vermez ki! Ne var ki bu bekleme, salt sabır v tevekkül tavsiye eden doğu felsefesine teslimiyet de olmamalıdır. Mutlaka Batı`nın akılcı ve gerçekçi görüşü tarafından süzgeçten geçirilmelidir. Bundan dolayı da beklemesini bilmek bir sanat, bir kültür ve sonunda bir eğitim konusu olmaktadır. Fakat beklemesini bilmek bireylerin eğitimlerinin de üstüne çıkan bir nitelik gösteri. Burada, toplumun eğitimi daha önemli rol oynar. Eğer toplum bireylerine derinliğine bir güven verebilmişse, birey o güçlü güven duygusu ile şuurlu bir bekleyiş içine girer, nerede durulacağını, ne zaman, nasıl harekete geçebileceğini bilir. Şu halde yapılacak olan, bu bağlamda toplumsal eğitimi hazırlamak, öğretmek ve harekete geçmesini, yasalar girdabına kolunu kaptırmadan şuurla beklemektir. Böyle davranıldığı zaman ancak başarıya ulaşılır ve insanların mutlu zamanları ile tarihin boş sayfaları doldurulur...
Dr. Yüksel Cavlak Almanya Dr. Hüseyin Pekin İsviçre
|