|
50- 55 yıl önce ve sonra
Falih Rıfkı Atay`ın bundan 50- 55 yıl önce yazmış olduğu yazılara bir göz atacak olursak Türkiye`de bazı şeylerin pek fazla değişmediğini hemen görürüz. Yıl 1951 İnkılaplar sırtı sıraya geldi. Bunlar bir cemiyeti yeni bir cemiyete hemen değiştiremez. Başa giyilen şapka, kafanın içine geçinceye kadar bir nesil, iki nesil zaman ister. Kafa değişmedikçe, başlığın değişmesinden ne çıkar? Fakat ilk iş eski nizam unsurlarını yetiştiren kaynakların kurutulmasında idi Yeniden yan yana iki gençlik, mektep ve medrese gençlikleri yetişmemeli idi. Öğretim birliği, kaza birliği gerçekleştirilmeli idi...Ondan ötesi terbiye, bilhassa bütün halk çocuklarının müspet bilgiye dayanan ilkokul terbiyesinden geçerek bir gün gene irticaın tahrikleriyle kaynaşmanın önüne geçebilmek meselesi idi Cumhuriyetin başlıca kuvveti ve dayanağı, terbiye idi. İrtica da hemen onun üstüne atılmıştır. Her tarafta medrese yuvaları açılmıştır ;İrticaın ikinci saldırışı kadın hürriyeti üzerine olmuştur. {54 yıl sonra:. Sıraya dizilen inkılaplar birbirinden uzaklaştırıldığı gibi, anlamları da kendi isteklerine göre değiştirildi. İrtica 50 yıl sonrada 1951`de başladığından daha fazla güçlü. Eğitim ve öğretim birliği unutuldu. Çağdaş eğitim yerini yavaş yavaş dinsel eğitime bıraktı. Kapatılan medreseler, Kuràn kursları, tarikat yuvaları 1951`de yazılanları katlayarak çoğaldı.} Yıl 1953 Sevgili gençler, eğitmen ve öğretmenler, genç yazarlar, şakalarımızı af ediniz, bu geçici gaflete bakmayınız. Hiçbir dilde edebiyat diline aykırı bir yazı dili olmaz. Romanı, hikayeyi, şiiri siz ne dilde yazıyorsanız, hukuk da sosyoloji de, fizik ve kimya da, anayasa da o dilde yazılacaktır. Kapitülasyon nasıl Türkiye`ye bir daha girmezse, terkip de (bileşim), Arapça üretip türetme de artık Türkçe`ye giremez Ne Türkiye, ne de Türkçe yeniden yarı sömürge-sömürgeliğe dönmeyecek. {53 yıl sonra: Gaflet bütün hızıyla devam ediyor ve hıyanete doğru gidiyor! Türkiye`ye kapitülasyonlar başka kanallardan girdiği gibi, ne yazık ki hızla sömürge olmaya, bağımlı olmaya aday ülke haline geldi.} Yıl 1957 Atatürk`ün öldüğü 1938 veya demokrasi devrine geçtiğimiz 1946 Türkiye`si ile bu imparatorluk levhası karşılaştırıldığı zaman, edebiyat cumhuriyet devrini övecek söz bulamaz. Demokratlar o devirde bu vatanda değil miydiler? İçlerinde ellisini aşan hiçbir vatandaş mı yok? Yirmi beş yıl maskesi altında yere vurmak istedikleri Atatürk devri Türklüğün tersini yüzüne çevirmiştir İstanbul`da bir gün bir sömürge yerlisine döndüğüm günleri unutmadığım için, beni şerefli Türklüğüme kavuşturanları ölünceye kadar hatırlayacağım ve hatırlatacağım. Bu şerefli Türklük yalnız askeri zaferle değil, inkılaplarla ve her milli hayat kolunda kalkınma ile kazanılmıştır. Hem miras yemek, hem yediği mirası bırakan babasına sövmek, katmerli bir nankörlük doğrusu! {49 yıl sonra: Nasıl o zaman övecek bir söz bulamadılarsa, aynen şimdi de ellerinden geldiği kadar ağızlarını sıkı tutmakta, her fırsatta Osmanlı dönemini ballandıra ballandıra topluma anlatmaya çalışılmaktadır. Türkün kazanmış olduğu askeri zafer ve devrimi unutturarak, geleceğini AB`nin kuyruğuna bağlanmakta aramaktadırlar. Ne yazık ki, 49 yıl öncede mirası yiyip, mirası bırakana sövdükleri gibi, şimdi de aynı şeyi yapmaktan çekinmemektedirler.} Yıl 1958 O gençliğinden beri, hemen hemen bütün çağdaşları aksine, düşmanı dışarıda görmüyordu. Batı dünyası canımıza kastettiği için dağılıp bitip gidiyoruz, fikrinde değildi. Asıl Türk düşmanı biz kendimizdik. Geriliklerimize mukaddes gelenekler gibi yapışarak, üstün kültür ve üstün medeniyete karşı ancak bizi yıkıp parçalayan kör bir savaş veriyorduk Atatürk can çekişen hasta adamı inkılapları ile dirilttiğinden beri nerede Batının Türk düşmanlığı?...Bizim için bugün, her gün olduğundan da büyük olan dava Atatürk değil, o fani idi, öldü, fakat Atatürkçülüktür. Bu bakımdan son yıllardaki sefil ve aşağı politikacılık Türk şanına ve şerefine büyük lekeler sürmüştür. Yeni nesillerin vazifesi Türklüğü bu lekelenmeden kurtarmak ve Atatürkçülüğe yeniden eski heyecanını ve hızını vermektir {48 yıl sonra: Gerçekten de düşman, çok uzaklarda değil, tam içimizde! Gerçekten de dışarıdaki düşman, içimizde olanından daha insafsız değil. Nasıl 48 yıl önce sefil politikacılık Türkiye Cumhuriyeti`ne ve Türk halkına lekeler sürmüşlerse, 48 sonra da sefil politikacılık aynen devam edilmektedir. Belki de daha fazla!} Görüldüğü gibi, yılları birbiriyle karşılaştırdığımızda, her ikisi arasında pek büyük bir farkın olmadığını görüyoruz. 1950`ler de ne yapılmış neler yazılmışsa, aynen şimdi de yapılmakta ve yazılmaktadır. Hatta daha da fazla ileri gidildiğini söyleyebiliriz.
Dr. Yüksel C AVLAK Başkanı Almanya
|