Veli Akademisi, Havanda su dövmek gibi bir şey!

 

Yükseklerde uçmasını seven bir aydın toplumumuz var. İlk önce basit bir dernek kurarız. Zamanla bununla yetinmeyiz, birkaç şube açtırarak daireyi genişletiriz, genel başkanlığa yükseliriz. Bu da yetmez, “federasyon” yolunu tutarız. Daha daha yükseği yok mu diye araştırırız ve sonunda buluruz!

İşte bu araştırma sonucu nihayet Veli Akademisi`ne de kavuşmuş olduk! Almanya`da Türk toplumunun aydınlanması, genç kuşakların parlak geleceği için sayısız dernekler yıllardır çalışır dururlar tabi bir netice alınmadan! KRV Türk Veli Dernekleri Federasyonu bu durumu göz önüne almış, bunun böyle gitmeyeceğini anlamış olmalı ki, basının verdiği bilgiye göre, uzun bir uğraşı sonucu NRW Aile Bakanlığı`nı yanına alarak  “Veli Akademisi” kurmaya karar vermiş. Tebrikler! Anladığıma göre, aileler hafta sonu bir yıl boyunca seminere katılacak ve sonunda kendilerine bir “sertifika” verilecek. İyi güzel de, başında 2-3 çocuğu bir eşi olan kadın veya erkek(gitmeyeceği yüzde yüz) hafta sonu nasıl bu seminere katılacak? Hadi diyelim ki, bu Veli Akademisi`nde katılanlara eğitim konusunda bilgi verilecek. Bu bilgiyi vermek için illa Akademi şart mı? Sertifika vermek şart mı? Verilen sertifika ile çocuklarımız anne-baba tarafından iyi bir şekilde eğitilecekler mi? Olmayacağı belli, çünkü ilk önce bu anne-babaların temelden eğitilmeleri gerekmektedir. Çocuğun eğitiminde annenin(baba ya işte ya da kahvehanede) ön planda olduğu göz önüne alınırsa, ilk önce bu annelerin temel eğitime tabi tutulmaları gerekir. Peki, bunun için de kulağı arkadan göstererek Veli Akademisi kurmak gibi bir ihtiyaç var mı? En basit yollarla yani herhangi bir yerde toplanarak sertifika vermeden ve yabancı desteği olmadan da hedefe erişmek mümkündür. Demek ki, bu kuruluşlar öylesine kurulmuş ki, toplumdan destek göremedi. O zaman insanın aklına şu soru geliyor:Yıllardan beri faaliyet gösteren veli ve öğretmen dernekleri amacına ulaşamadı da bu “Akademi” mi ulaşacak? Ayrıca kendi problemlerimizi çözmek için illa bir Alman kuruluşuna ihtiyaç var mı? Neresinden bakılırsa bakılsın yapılanlar bana “Havanda su dövmek” sözünü hatırlatıyor.

Ne yaparsak yapalım bir türlü 40 yıldır Avrupa`da (çünkü bu Akademiye gelecek olanların. zaten kendilerinin eğitim düzeyi düşük) yaşayan toplumu bir araya getirip ciddi, ses veren bir Türk lobisi kuramadık. Başkalarının yaptıkları lobi faaliyetlerini okudukça da onlara kızmayı adet edinmişizdir! Güçlü, ülkelerarası söz sahibi bir lobi kurulması elbette ki burada yaşayan Türk toplumundan beklenemez. Beklenemez, çünkü burada yaşayan Türk toplumunun büyük bir çoğunluğu kırsal kesimden gelmiştir. Eğitim düzeyleri düşüktür. Ne aile ne de çocuk yetiştirme hakkında bir bilgiye sahip değillerdir haklı olarak. Durum böyle olunca ve yılların beraberinde getirdiği problemler de üst üste yığılınca, toplum bırakınız bir lobi kurmayı, geleceğinin yönünü bile şaşırdı. Eksik olmasın bu Türk toplumunun arasında yaşayan aydınlar, entelektüeller, kurulan derneklerin başına geçtiler ve “vatan millet”, “anadil”,” gelenek, töre”  sloganlarıyla toplumları birleştirme yerine, evrende olduğu gibi, toplumlar zamanla birbirinden uzaklaşır oldu. Her işte olduğu gibi, bir işe başlarken, onun başından değil de kuyruğundan işe girişmeyi kendimize bir görev saymışızdır! Almanya`da Veli Dernekleri Federasyonu, Öğretmen Dernekleri Federasyonu, Avrupa Atatürkçü Düşünce Federasyonu ve daha bir sürü federasyonlar ama. Var ama!.. Bütün bu kuruluşların başlangıç yıllarına bakıyoruz, hepsinin üç aşağı beş yukarı 15- 20 yıllık bir geçmişleri var. Türk toplumuna bakıyoruz. Bir arpa boyu yol almamışlar. Peki, bu sayısız dernek ve federasyonlar şimdiye kadar ne yaptılar? Herhalde bir başarıya ulaşamadılar ki, “Akademi” kurma yoluna gidiyorlar. Bu tür derneklerin toplumda ilgi görmemelerinin nedeni kişisel popülizm (halk pohpohlayıcığı). Aydınların veya dernek yöneticilerin federasyon veya Akademi kurup yüksekten uçmayı bırakarak Almanya`da veya diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk toplumuna, anne-babaları çocuklarının gelişimi ve çevreye uyumu hakkında bilgilendirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan bütün işler, şimdeye dek olduğu gibi, havanda su dövmekten öteye gidemez.  

 

 

Diyelim ki, “Akademi” kurma heveslilerin tutkuları var. “Büyüklük”, ya da “yüksek yüksek tepelere konmak”. Bunun da bir yolu var kardeşim! Büyük Atatürk`ümüzü dinle yeter! Bakınız ne güzel, ne mantıklı söylemişti O gerçekten büyük adam: “Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseye kandırmayacaksın; memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayısız engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyük derlerse, bu söyleyenlere güleceksin.”

İşte bu yolda gidildiğinde, Avrupa`daki Türk toplumu ve onun çocukları birlikte güçlü bir Türk lobisi kuracaklarına inanıyoruz.

 

Dr. Yüksel Cavlak, Almanya

Dr. Hüseyin Pekin, İsviçre