Batı bizi aldatıyormuş!

 

Bence bu büyük bir yalan hem de kuyruklu yalan. Avrupa`da yayınlanan Türk gazetesi birinci sayfasına şu manşeti atmış: “İkiyüzlü İsviçre” Sözde İsviçre, topraklarında binlerce PKK yandaşlarını barındırıyormuş. Olabilir, çünkü hatırlayacaksınız yıllar önce PKK Almanya`da eylemler yapıyordu. Alman hükümeti, bunlara karşı önlem almaya başlayınca, bunların bir bölümü İsviçre`ye göç ettiler. Peki, yalnız bu ülke mi PKK yandaşlarını barındırıyor? Bir bu ülke olsa iyi; Belçika`yı, İsveç`i, Danimarka`yı ve Almanya`yı sayabiliriz.Bilindiği gibi Danimarka`dan PKK yayını yapan bir televizyon kanalı var. Türk hükümeti bu kanalın kapatılmasına yönelik ciddi bir tedbir almadı, alamadı. Danimarka`ya okkalı bir nota veremez miydi? Ülkemizde terör yaratıp kaçan bir sürü insan var bu ülkelerde. Bunların hiç birisini geri getirtemiyoruz. Gene hatırlayacaksınız, İsviçre hükümeti, Ermeni Soykırımı yok diyenlere mahkemeye verildi. Bunlardan birisi de İP Başkanı Doğu Perinçek.

Avrupa`daki hemen bütün ülkeler, Türkiye`y hiç te karşı gizli kapaklı bir tutum içinde değiller. Türkiye`nin bölünmesi için hazırlanan planları açıkça televizyonlarda söylüyorlar ve basında da yazıyorlar. AB konusunda da açık davranıyorlar. Adamların gizli kapaklı hiçbir şeyleri yok. Şimdi bizim basın kalkıyor, “İkiyüzlü İsviçre, “ diye manşet atıyor. Bu yetmemiş gibi, bir büyük Atatürkçümüz de “Batı şehide doymuyor” diye tepki gösteriyor! Bunu söylerken, Irak`daki toplu öldürmeye hiç değinmiyor. Sonuçta oradaki Müslüman kardeşlerimiz katlediliyor. “Batı şehide doymuyor” derken, yalnız bizim şehitlerimizi değil, başka canları da araya katmak zorundayız. Ne demişti Mustafa Kemal? “Yurtta barış dünyada barış”  Burada ayrıca bir yanlışlık var; Batı gelip bizim Mehmetçikleri şehit etmiyor. Eden, gene bizim ülkeden çıkan ve dışarıdan destek alan PKK yandaşları.

Mademki, Batı şehide doymuyor, mademki İsviçre ikiyüzlü, Fransa arkadan vuruyor, Almanya sağ gösterip sol vuruyor, neden o zaman yıllarca bu ülkelerin dostluklarından bahsettik? Neden bu ülkelerin malları, ülkemizdeki rafları dolduran yerli mallardan daha çok?Neden gerek yurtdışından gerekse yurtiçinden bütün bunlara tepki gösterilmez?

Büyük Atatürkçü`nün ifade ettiği gibi, ülkemizin birlik ve beraberliğine her ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağız derken, bu yalnız sözde kalmamalı, gereği neyse yapılmalıdır. Lafla peynir gemisi yürümediğine göre, ülkenin kurtulması da böyle başlıklar atarak, boş laflar söyleyerek olmaz. Sen ülkene sahip çıkmazsan, ciddi bir politika yürütmezsen, Batı hem ikiyüzlülük yapar, hem de gelir ülkeni böler..

Galiba bizlerin bilmediğimiz bir konu var. Bu da, yabancı ülkelerle bir arada yaşamanın bir tür “poker partisi çevirmek” gibi olduğudur. Her bir oyuncu elindeki kartları, rakiplerin ellerindekileri tahmin ederek oynamak durumundadır. Eğer bu doğru tahmin edilmiş ve elindeki kartları buna göre değerlendirebilmiş ise kazanır, aksi takdirde kaybeder. Her ülke yaşamak zorundadır, bu dünyanın düzeni gereğidir. Bunun için elbette ki kendi ülkesinin çıkarlarını düşünecektir. Başka ülkelerin yapacağı şey, diğer ülkeleri önsel (a priori) olarak düşman kabul etmek değil, karşılıklı yararları denkleştirerek, düşman kabul edilenleri olabildiğince dost yapmaktır.  Akıllı, doğru oynanacak oyunun kuralı budur. Bu oyunda, diğer başka aktörlerin de olduğu gibi, özellikle de basılı ve görsel medyamızın da sorumluluğunun bilincinde olması ulusal çıkarları savunmanın gereğidir. Nitekim bu görüş, yukarıda değindiğimiz bir yüksek tirajlı gazetenin başyazarı tarafından, sansüre varabilecek konuda dahi savunabilmektedir. Bu bakımdan, aynın gazetenin, manşetinde, Cumhuriyet Türkiye`sinin tarihinde saygın bir yeri olan ülkeye İsviçre`ye, karşı, kuyruklu yalan izlenimi dahi verebilen kışkırtıcı bir yayın yapması, ne o gazetenin yayın ilkeleri ile ve ne de gazetecilik sorumluluğu ile bağdaşabilir.

Ayrıca şu husus da gözden kaçmamalıdır ki, eğer bu gazetenin yayın yöneticileri Almanya`da değil, İsviçre`de oturmuş olsalardı, herhalde bu tür birt gazetecilik yapmaya yüreklenemeyeceklerdi...

 

Dr. Yüksel Cavlak