|
Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk, ama nasıl?
Türkiye Cumhuriyeti`nin son yıllarda yaşadığı kaos bir nevi 1919`ları hatırlatmaktadır. Tarihin derinliklerine fazla girmeden önemli olan olaylara şöyle bir göz atacak olursak, durumu çok daha iyi kavrayabiliriz. Batılı devletlerin hasta adam olarak tarif ettikleri Osmanlı devleti, var ile yok arasındaydı. İmzalanan Mondros Antlaşması`nın mürekkebi henüz daha kurumadan, itilaf devletleri ülkeye girmişlerdi bile. İstanbul hükümeti aciz bir durumdaydı. İstanbul sokakları yabancı askerlerle dolup taşarken, İstanbul Boğazı toplarını saraya çevirmiş savaş gemileriyle dolmuştu. Yıldız Sarayı`na sığınmış olan Padişah ve yakınları olup bitenleri seyrediyor, kendilerini kurtarma planları yapıyorlardı. İşgale uğrayan yalnız İstanbul mu? İzmir`i Yunanlılar işgal etmiş, diğer itilaf devletleri de beğendikleri topraklara yerleşmeye başlamışlardı. Şair Faruk Nafız Çamlıbel İzmir`in işgali bakınız nasıl anlatıyor: Kara bir haberdi, bir ölüm kadar. Ansızın benizler soldu, sarardı. Baktım ki her gözde tütmeyen yaşlar, Her yüzde İzmir`in matemi var. Elden gitmekte olan ülkeyi kurtarmak için halk örgütlenmeye başladı. Bu kuruluşların içinde bulunan insanların tek bir amacı vardı; o da ulusal kurtuluş. Burada bireysel düşünüş ve menfaatlere yer yoktu. Ne yapıp, yapıp tek güç olmak ve ülkeyi işgal eden düşmanlardan kurtarmak. Bilindiği bu kuruluşlara Hakları Savunma Cemiyetleri- Müdafaa-i Hukuk adı verildi. Kurulan bu, Hakları Savunma Cemiyetleri`nin-Müdafaa-i Hukuk- ana hedefinde kişisel çıkarlar, kişisel popülizm yoktu. Türklerin, diğer ülkelerin insanları gibi kendi ülkelerinde bağımsız bir devlet kurarak bağımsız olarak bu yaşamaları için insanlar bu kuruluşlara girmiş ve canı gönülden destek veriyorlardı. Ülkenin işgal edilmesine dayanamayan, olup bitenlere kayıtsız kalmak istemeyenler, düşmana ve Osmanlı hükümetine karşı bir hareketi başlattılar. Ülkenin batısından doğusuna kadar çeşitli yerlerde kurulmuş olan bu cemiyetlerden bir kaçı: - Trakya Paşaeli Cemiyeti - İzmir Müdafaa-i Hukuk - Osmaniye cemiyeti - Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Millye Cemiyeti - Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti. Görülüyor ki, istenildiği zaman, vakit geçirmeden vatan için bir şeyler yapılabiliniyor. Kurulmuş olan bu cemiyetlerin tek bir amacı, hedefi vardı; o da elden gitmekte olan ülkeyi her ne pahasına olursa olsun kurtarmak, düşmandan temizlemek ve kurtardıkları ülkede bağımsız, onurlu bir şekilde yaşamak. Mustafa Kemal`in öncülüğünde kurulan bu cemiyetler sonraları bir araya gelerek Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almışlar, direnişlerine örgütlü bir şekilde devam ederek ülke düşmandan temizlenmiş ve Mustafa Kemal`in Geldikleri gibi giderler sözü de gerçekleşmiştir. Şimdi gelelim yaşadığımız zamana. Yaşanmış ve yaşadığımız olayları yan yana koyduğumuzda, iki zaman arasında çok büyük bir benzerlik olduğunu görürüz. Sanki tarih bize Ben demedim mi? Siz böyle yaparsanız ben her zaman tekerrür ederim! der gibi! Bir zamanlar itilaf devletlerin kıskacında bulunan ülke, 80 yıl sonra şimdi geldi itilafın başka modern bir karşılığı olan AB`nin kıskacına takıldı kaldı şimdilerde. İstanbul Boğazı`nda itilaf devletlerin gemileri yüzmüyor, ama kıyılar gök delenler için yağma ediliyor.! Aynı şekilde güney ve doğu illerimizin toprakları silahlı işgalde değil, ama kapış kapış gidiyor. Dicle ve Fırat`a bile göz dikildi. Ülke bir mimarın yaptığı proje gibi planlanıp, parsellenmekte. Ve hatta açık açık pazarlanmaktadır ülke! İlada AB`ne girip aydınlanacağız, çağdaşlaşacağız diyen iktidara, kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan görsel ve yazılı basın sahipleri büyük destek vermekte ve bu arada Türkiye`nin geleceği tehlikeye girerken diğer kesimden yani yurtseverler, Atatürkçüyüm diyenlerden ancak cılız sesler çıkmaktadır. Bir araya gelerek, ulusal bir bütünleşmeye gitmeye kimsenin niyeti yok. Sanki Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri eski devirlere aitmiş veya artık geçerli değilmiş gibi sözünü eden yok bu ülkede. Halbuki bu cemiyetlerin birlikte çalışmaları sonucu sonunca varılıp bugünkü Türkiye kurulmadı mı? Ülkemizde olanları ve toplumunun duyarsızlığını görünce, yaşayınca, aydın denen kesimin de adam sende deyişine bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Yurtsever olmak için, ülkenin elden gitmesi mi gerekli? Ülkenin silahlı işgal mi edilmesi lazım? Yoksa 1919`larda halk daha mı duyguluydu? Yazımızda belirttiğimiz gibi, tarih tekerrür etmekte, iktidar yok pahasına ülkenin bağımsızlığını, sonunun ne olacağı belirsiz, bir AB macerasına kapılarak elden çıkarmaktadır. Her defasında AB konusu açıldığında, aydınlığı, çağdaşlaşmayı Batı ülkelerinde arayanlara, AB-ABD yandaşlarına, çıkarlarını AB ve ABD`de arayanlara ve herkesten önce Türk halkına da hemen Mustafa Kemal`in şu sözünü hatırlatmak gerekir: Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir hadise kaydetmemiştir. Bu sözü ispatlayan en güzel örnekler İMF ve Dünya Bankası`nın yaptıkları parasal yardımlardır. Türk halkının torunlarının bile zor ödeyebileceği borçlar! O zaman tek çare, bundan 80 yıl önce denenmiş ve iyi netice vermiş olan Müdafaa-i Hukuk formülünü yeniden uygulamaktır. Nasıl mı? Açarız tarih kitaplarını, onların nasıl yaptıklarına bakarız ve ona göre hareket ederiz. Artık parti liderleri, eğer gerçek liderlerse ve gerçek yurtseverlerse, birleşmenin yolunu arayıp ülkeyi kurtararak tarihe pozitif bir eylemle geçsinler. Napoleon Bonaparte, vaktiyle, savaşı kazanmak için üç şey lazımdır para,para,para demiş. Daha güzel, daha iyi işler, olgun bir demokrasiye erişmek için de üç şey lazımdır: Birleşmek, Birleşmek, Birleşmek! Unutmayalım dünyada bunun örnekleri giderek çoğalıyor.. Önce Güney Amerika`nın Şili`si, ardından Avrupa`nın İtalya`sı. Kamuoyuna şu ortak mesajın verilmesiyle işe başlanılmalıdır: Siyasi partiler ve seçim yasaları değiştirilsin, günün koşullarına uygun hale getirilsin ve katılımcı, işler, olgun demokrasi olsun. Seçim yapılınca barajı mutlaka düşürülsün, temsilde adalet sağlansın. Görülecektir ki, bütün bunlar yapılınca istikrar kendiliğinden sağlanacaktır. Haydi hep birlikte seslenelim, daha adaletli, daha güzel, daha iyi işler bir demokrasi için birleşelim! Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk`un yeniden canlanmasına ve bu çağrıya kulak vermeyecek olursanız, o zaman da diyeceğimiz şu diziler olacaktır: Bazı, bazı biz sizi anlıyoruz, Bazen de siz bizi, Sadece ne zaman birlikte kuyuya düşersek, Birbirimizi anlıyoruz, itirazsız, Ne yaparsınız ki işte o zaman, İş işten geçmiş oluyor, Her şey boşun.
Dr.med. Yüksel Cavlak Almanya Dr.jur. Hüseyin Pekin İsviçre
|