|
Başörtüsü türban sorularına yanıt
Internet`te
bir kaç günden beri başörtüsü üzerine yazılar yazılmakta ve çeşitli
cevaplar verilmektedir. Bazıları başörtüsünü doğal bulmakta, bir sakıncası
olmadığı ve bunun başını örten kadının kendi istediği olduğu ifade
edilmektedir. Bu görüş bir noktaya kadar doğru, eğer kadın kendi isteğiyle
başını örterse. Ne zaman ki bu örtünme siyasallaşma olursa, bir zihniyetin
arka zihniyeti olursa ve devletin resmi kamu alanına sokulursa, bu konu
kişisel özgürlükten çıkar. Ayrıca bundan yıllar önce kadınların elde etmiş
oldukları haklar geri alınmak istenirse, işler büsbütün karışır. Üstelik bu
kılık kıyafetler üzerine Anayasa`da bir yasa öngörülmekte ise, bu yasaya
herkesin uyması gerekmektedir. Uyulmadığı takdirde, neden bir ülkede Anayasa
var diye de birileri çıkar sorar herhalde.
Burada size bu konuda
yani verilmiş haklar hakkında bir örnek vermek istiyoruz:
Yıl 1928.
Mustafa Kemal, yurt gezilerinin birinde Kayseri`ye uğrar. Şehrin meydanında
toplanan halka harf inkılabı üzerine bilgiler verir. İşte bu ziyaretinde bir
fotoğraf çekilir. Bu fotoğrafta görünen kadınlara bakıldığında, kadınların
modern giyimli oldukları ve başlarını bir eşarp veya şapka ile örtüklerini
görürüz. Anadolu kadınının başını bir yemeni veya benzer bir bağlama usulü
ile örtmesinin alışılagelmiş bir gelenek olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz
tek şey, son yıllarda moda olmaya başlayan ve dayanıksız zorlamalarla dini
kurallara bağlanmaya çalışılan sıkma baş veya türban olayı. Hatırlanacağı
gibi 1925`te Mustafa Kemal, fes yerine modern olan şapkayı Türk toplumuna
anlatmaya çalıştığında hep bir ağızdan Din elden gidiyor diye feryatlar
yükselmişti ülkede. Şimdi aynı sesler kadının başörtüsü için
çıkarılmaktadır. Nasıl Türk toplumu o zamanlar başını açarken, dinine
saygılıysa, şimdi de aynen öyle dinine, ibadetine bağlıdır. Demek ki bu iş
dinle hiçbir şekilde alakalı değil. 80 yılını geride bırakmış bir ülkede
bunun tartışması bile yapılmamalıdır. Ne yazık ki, anlamsız bir şekilde,
kendi çıkarları için kadını ve onun saf dini inancını kullananlar başörtüsü
olayının yapay bir şekilde zirveye tırmanmasına neden olmaktadırlar. Aynen
1925`de olduğu gibi. Ayrıca dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir ki, elde
edilmiş haklar geri verilsin ve 80 yıl öncesine dönülsün. Aksine alınmış
hakların üstüne daha iyisi, çağa uygun olanı eklenir. Bugün Hıristiyan
dünyasında, hiç kimse kalkıp da Martin Luther`in yaptığı reformu geriye
döndürmek için uğraşmıyor, aklına bile getirmiyor. Aksine dinlerini ve
geleneklerini çağa uydurmaya çalışıyorlar. Bu başörtüsü olayı negatif olan
diğer bir yanı modern görünümlü, laik Türkiye Cumhuriyeti`nde kadınları
örtünenler, örtünmeyenler olarak ikiye ayırmaktadır. Ki Mustafa Kemal buna
engel olmak için kılık kıyafet yasasını uygulanmıştır. Ancak bu sayededir
ki, toplumun dini düşüncelerini etkilemek isteyenlere mani olunmak
istenmiştir. Tıpkı Tevhid-i Tedrisat`ta (Öğretim Birliği) olduğu gibi.
Toplum hemen hemen 60 yıldan beri çağdaş bir eğitimle eğitilmediği ve
yıllardır yalan yanlış dini bilgilerle beyinleri doldurulduğu için, çağdışı
zihniyetin tutkulusu politikacılar kendi çıkarları uğruna bu konuyu
durmadan kaşımakta, yıllar öncesinde kapanmaya yüz tutan bu yarayı
bilinçli bir şekilde yeniden açmaya çalışmaktadırlar. Bakınız İzmir`de
oturan bir şair-filozof değerimiz, em. Jand. Kd. Albay-hukukçu Osman
TÜRKOĞUZ, bağnaz odakların hazırladıkları tuzağa düşmemeleri için genç
kızlarımızı, Kızlarımıza son sözüm başlıklı şiiri ile ne de güzel
uyarıyor:
Kılık
kıyafetle namuslu olunmaz/ Her çağda, her yerde ve her kılıkta/ En yiğit, en
efendi, en fedakar sen idin/ At başından türbanı, Arap işi çarşafı/
Tesettürü at, kaldır gül yüzünden peçeyi/ At başından sıkma başı/ Ne çabuk
unutuyorsun, gönlü yüce Türk kızı/Seninle kazandık biz/KURTULUŞ SAVAŞI`NI
Kaynakça:
Atatürk Araştırma Dergisi, sayı 46, Mart 2000
Dr. med.Yüksel
Cavlak Almanya
Dr. jur.
Hüseyin Pekin İsviçre
|