|
Mücadele vermeden kazanılan haklar

Çoğu kez mücadele ile
kazanılan haklar kalıcıdır. Öyle de olması gerekir, çünkü bu hakka sahip
olmak için o mücadele verilmiştir. İstisnaları yok mu? Elbette ki var;
Kurtuluş Savaşı`yla elde ettiğimiz Bağımsızlık Milyonlarca insanın kanına
mal olmuştur. Bağımsızlık geri verilmez, verilmemelidir! Ne yazık ki,
günümüzde bunu cebindeki bozuk para gibi harcayanlar var aramızda. Bir de
öyle haklar vardır ki, bunlar topluma altın tepside sunulur. Mustafa
Kemal`in çok sevdiği, her şeyin üstünde tuttuğu halkına sunduğu bu haklardan
biri de Kadın Hakları dır. Nasıl eski Türklerde kadın, her alanda erkeğin
yanı sıra aktif bir rol almışsa, zamanla bu eşitlik, bu hak, katı din
kurallarının etkisi altında kalınarak gücünü yitirmiş ve kadın ikinci plana
atılmış ve erkeğin üstünlüğü ağır basarak eşitlik ilkesi ortadan kalkmıştır.
Hele hele son yıllarda kadın özgürlüğü kısıtlanarak tekrar geriye dönüş
başlamıştır.
Yüzyıllar önce nasıl Türk kadını hakanın
yanı sıra yer almışsa, aynı şekilde ulusal savaşımızda da üstüne düşen
görevini yapmış, askerlerle yan yana vatanı kurtarmak için uğraşı vermiştir.
Mustafa Kemal Türk kadınları hakkındaki düşüncelerini 1923`de şöyle dile
getirmiştir:
Bu meyanda, en ziyade yücelterek anılmak ve daima şükranla
tekrar edilmek lazım gelen bir himmet (yardım) vardır ki, o da Anadolu
kadınının göstermiş olduğu çok ulvi (yüce), çok yüksek, çok kıymetli
fedakarlıkır. Gene bir sözünde kadınlar hakkında şunları ifade etmiştir:
Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu , keresteyi get,iren, aile
ocaklarının dumanını tüttüren,
yağmur demeyip, kar kış demeyip uğraş veren
o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Yıllarca bu cefakar
Türk kadını ikinci bir yaratık olarak görülmüş ve daima arka plana atılmış
ve Saçı uzun aklı kısa, eksik etek gibi anlamsız sözlerle
aşağılanmıştır. Mademki Tanrı`ya inanıyoruz, madem ki, onun kadın ve erkeği
yarattığını inanıyoruz, kadınsız bir toplumun olamayacağına da inanmamız
gerekmez mi? Bakınız bunu Ziya Gökalp ne güzel ifade etmiş: Kadın tamam
olmadıkça eksik kalır bu hayat. Mustafa Kemal, Türk toplumunda kadını
itilmiş olduğu bataklıktan ve yıllarca başının üstünde bir Demokles`in`kılıcı
gibi duran Mecelle`den 17 Şubat 1926 yılında kabul edilen ve 4 Ekim`de
yürürlüğe giren Medeni Yasa ile kurtarmıştır. Artık, Mecelle`ye göre
hakimiyetini elinde tutan erkek istediği zaman karısına boşsun diyemeyecek
ve karısını kapısının önüne bırakamayacaktı. Bu Medeni Yasa ile aile
hayatına da bir düzen getirilmiş oldu. Eşler arasındaki eşitliğin yanı sıra
tek kadınla evlenme esas olmuş, imam nikahı ile birden fazla kadın almak
arzusu da tarihe karışmış oldu. Diğer yandan bu yasa ile kadına toplumsal ve
siyasal alanda eşitlik getirilmiştir. Yıllarca kara çarşaf ve peçe ile
örtülü olan ve kafes arkasından çevreyi seyreden kadın artık özgürdü. Yıl
1934`ü gösterdiğinde, bugün AB`ne girmek için kapılarında dikilip durduğumuz
Avrupa ülkelerinde bile kadınlara tanınmayan çok önemli bir hak Türk kadına
verilmişti; seçme ve seçilme hakkı.
Gelin görün ki, aradan 80
yıl geçtikten sonra, sanki böyle bir yasa yokmuş gibi, kadının özgürlüğü
elinden alınıp, geriye doğru geri adım atılmaya başlanmıştır. Bırakınız imam
nikahı ile evlenmeleri bir yana, eski devrin özlemi içinde hareket ederek,
yasal eşinin üstüne imam nikahıyla bir veya iki kadını evine alarak birlikte
yaşamaya başlamış erkeklerimiz! Şeriat zihniyetini güdenler yalnız cahil
tabakada değil, kendini aydın olarak gören aydınlarımız(!) arasın da ve
hatta Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası`nın madde 81`e göre ant içen
milletvekillerinde de görülmektedir. Eşlerinin yanı sıra yedekleri de kendi
kafalarına göre uydurdukları islamik giysilerle uzaylılar gibi örtünmekte,
başları da türbanla sımsıkı kapatılmaktadır. Kara çarşaf giyenlerden tutunda
yüzlerini ellerini saklayıp erkeklerle tokalaşmayan kadınlar da tek başına
ayrı bir konu. Yani sözün kısası, İslam adı altında, kadınlar cumhuriyetten
önceki döneme götürülüp, özgürlükleri kısaltılmıştır. Neden kadınlar 80 yıl
sonra geriye dönüşe razı oldular? Yazımızın başlığında ifade edildiği gibi,
kadınlarımıza bu özgürlük Mustafa Kemal tarafından altın tepsiyle sunuldu da
ondan! Bu özgürlük üzerine herhangi bir mücadele vermediler. Kendilerine
verilen kadın-erkek arasındaki toplumsal ve ekonomik eşitliğinin önemini
herhalde pek anlayamadılar. Belki de 1950`den sonra, kendilerine bu konuda o
kadar zihin karıştırıcı bilgiler verildi ki, o büyük adamın sunduğu özgürlük
kaynayıp gitti
Bizler dizileri
karalarken birden aklımıza bilge şairimiz Talat.H. Hamlan`ın şu dizisi
geldi:Ölecektir köke dönmezse düşen bir yaprak. Ama yine de karamsar,
umutsuz olmayacağız. Yere düşen yaprakların köke dönmeleri için görkemli
uğraş vereceğiz. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk kızlarının, oğullarının,
torunlarının andıdır bu, tüm Kemalistlerin andı.
Dr. med. Yüksel Cavlak
Almanya
Dr. jur. Hüseyin Pekin
İsviçre
|