AB yanlılarına duyurulur!

 

Elimizde Mustafa Kemal bize bıraktığı “ev ödevi”, “yol haritası” varken, tutturduk bir AB gidiyoruz. Yıllar önce bayram yaparak kabul ettiğimiz “Gümrük Birliği`inde olduğu gibi! Sonuç? Ülkenin zararına. Nasıl o zamanlar Türk toplumu bu Gümrük Birliği`n den çok şeyler beklediyse ve sonunda avucunu yaladıysa, aynen AB`de öyle olacak! Zaten yapılan araştırmalar da, Türk toplumunun çoğunluğunun bu AB masalına pek inanmadığını göstermektedir. Boşuna dememişler “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar”. Başlangıçta, “Kopenhag`tan ev ödemlerimizi aldık.”, “Müzakereler başladı.”, “Aydınlığa, refaha, huzura giden yolumuz açıldı” diyerek toplumun ağzına bir parmak bal çaldı politikacılar. Hepsi o kadar! Türk toplumuna bu bal çalınırken, sırtına da oldukça ağır mı ağır şartlar yükledi bu AB dostları(!) tarafından. Ankara göklerinde, iş aş, refah, huzur, aydınlık balonları yükselirken, bu yükselme anında havai fişekler etrafı aydınlatırken ve de değerli politikacılarımız, yangından mal kaçırır gibi, verilen ödevleri yerine getirmeye çalışırken, bir de baktık ki, yükselen balonlar art ardına patlamaya başladı. Bu balonlar patlarken de, toplum, kazın ayağının öyle olmadığını anlamaya başladı. Meğer AB, bizim sandığımız kadar zengin, aydın, huzur getiren, insanlara “insan hakları” tanıyan bir birlik değilmiş! Bizim basının dışında, yabancı basın AB`nin geleceğinin pek de parlak olmadığını topluma anlatmaya çalışmaktadır. Belki de, Türkiye 30 yıl sonra, karşısında içi boş bir koza ile (birlikle) karşılaşacak! Artık takke düştü kel göründü. Meğer AB üyeleri, bize anlatıldığı gibi zengin değillermiş. Hele hele sonradan üye olanlara bakıldığında, açlıkla mücadele eden, karanlığa doğru yol almış bizim ülkenin hali onlardan daha iyi. Fakirlik yalnız sonradan AB`ne katılan irili ufaklı devletlerde değil, AB`nin temelini teşkil eden büyük devletlerde de fakirlik artmaktadır. Fakirlik, açlık, sefalet, yoksulluk gibi müzmin dertlerin şimdiye kadar gelişmemiş veya geri kalmış ülkelerde olduğunu zannediyorduk. Bu gibi olayların batıya da bulaştığını, fakirliğin her geçen gün artığını okuyoruz. Unicef`in yapmış olduğu bir araştırmada dünyanın en zengin 8 ülkelerinden biri olan ve AB`nin kurucularından Almanya`da da fakirliğin yayıldığını bildirilmektedir. Gene yapılan araştırmada 1,5 milyondan fazla gencin fakir olduğu tespit edilmiştir. Recklinghäuser Zeitung`un verdiği habere göre,  çocuk ve gençler arasındaki fakirlik oranının Almanya`nın batı kesiminde %4,5`dan %9,8`e doğu kesiminde ise bu oranın 12,6 olduğuna işaret etmiştir. Diğer AB ülkelerinde de üç aşağı beş yukarı aynı fakirlik hüküm sürmektedir. Peki, ekonomi yönünden sıkıntıya gire ve günden güne fakirleşen bu AB Birliği`ne girmenin bize ne faydası olacak ki? Türkiye bu birliğe girinceye kadar (ki bu hayal bir üyelik), birlikte verecek para kalmayacak! Olsa olsa bu isteğin altından bir çapanoğlu çıkacağa benzemektedir. Daha şimdiden para sıkıntısı çeken AB, güney doğuya hibe altında para yağdırmaktadır.  Sayın Dikbaş`ın belirttiği gibi, belki Diyarbakırlının bile bilmediği bir sokağa veya başka bir yere onarılması için ( sanki ülkemizin diğer kentlerinde evler, sokaklar ve caddeler onarılmışta) binlerce € hibe etmektedir. Acep nedendir? Yerli yersiz AB yetkililerin durmadan bu bölgeyi ziyaret etmelerinde de bir nedeni olsa gerek!

Bizler onların maksatlarını anlıyoruz. Neden hibe verdiklerini neden bu bölgede insan haklarını aradıklarını biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey, neden bizim yöneticilerin ve onun arkasındaki basının hararetle, bütün bunları bilmelerine rağmen, neden ilada AB demeleri. Kendine yeteri kadar aydın olamayan, kendisinden başka başkasına demokrasiyi, insan haklarını tanımak istemeyen, kendi halkına bile refah, huzur veremeyen, Brüksel`e bile borcunu ödemeyen bu birlikten, Mustafa Kemal`in laik ülkesi nasıl olurda aydınlık, huzur, refah, iş, aş bekleyebilir? Acaba bu AB sevdasının altında, başka bizim bilmediğimiz bazı şeyler yatmasın? Olaylar bu tezi doğrular gibi…

 

Dr. Yüksel CAVLAK Almanya