"VİCDAN HÜRRİYETİ MUTLAK VE TAARRUZ EDİLEMEZ, FERDİN TABİİ HAKLARININ EN MÜHİMLERİNDEN TANINMALIDIR" ATATÜRK

 

Bizim anlayamadığımız, başkalarının korktuğu” Laiklik” ve “Sekularizm” üzerine

 

Yıllardan beri, daha doğrusu 1938`den bu yana laiklik üzerine yazılır çizilir, konuşulur. Sekularizm`e, ara sıra da olsa dokunulup geçilir. Bu kavramlar üzerine tartışmalar açılıyor. Her iki kavram da, aslında din işleriyle dünya işlerini birbirinden ayırmak demek olduğu halde spekülasyon konusu yapılmak isteniyor. Ve bundan yarar sağlanılmaya çalışılıyor. Ayrıca zannediyoruz ki, bu iki kavramı ne iktidar yetkilileri ne de bizler tam olarak anlayabildik. Terside olabilir. Biz toplum olarak hiç anlamazken, diğerleri bu işi anladı, ama anlamamalıktan geliyorlar. Galiba ikincisi doğru olsa gerek!

Biz toplum olarak, bildiğimiz sadece veya kulağımızda kalan laikliğin dini devlet işlerinden ayırdığı anlama gelmesi. Dikkat edilirse, her fırsatta toplum bir araya geldiğinde veya yetkililer konuşmaya başladıklarında “Türkiye laikti, laik kalacak” denilmektedir. Bu sözler ortalığı çınlattıkça, laiklik sözcüğün içi de boşaltıldıkça, boşaltılıyor!

Hangi kitabı açarsanız açınız, laiklik uzun uzun klasik bir şekilde tarif edildiğini görürsünüz. Dilimize Fransızca`dan gelmiş,Yunanca sıfatından türemiş bir sözcükmüş. Bu kavramla din ve devlet işleri birbiriyle ayrı tutuluyormuş vs. Yıllarca bu sözleri dinleye dinleye büyümedik mi? 1950 yılından çok önce doğanlar bilirler. Ne İlkokul ve ne de Ortaokulda din dersi vardı. Mustafa Kemal`in laik eğitimiyle eğitildi bu çocuklar. Sonradan yani 1950`den itibaren okullara din dersi konuldu. Şimdi burada iki soru akla geliyor: Birincisi, dinin okullara girmediği dönemlerde çocuklar, dinsiz mi yetiştiler? İkincisi ise, zorunlu din dersi konduğundan beri “laik” sözcüğü ne anlam taşıyor? İşte bu iki soruya cevap yerine, durmadan kavran kargaşası yapılıp duruluyor. Ve bazı kitaplarda da laikliğin İngilizce`de “Secularizm”, Fransızca`da “laicite” olarak ifade edildiği, ,iki kavramın da aynı anlamı taşıdığı belirtiliyor. Fakat arada bir fark var. Laik bir toplumda, kişiler birbirinin inançlarına karışmaz, hatta  inanç kategorilerinden bazıları dogmalardan oluşabilir. Fakat sekuler bir toplum, bütünüyle dogmalardan ve ön yargılardan arınmış ve belli bir kültür düzeyine ulaşmıştır. Kişi ya da toplum, laik olabilir, sekuler olması için yeterli neden değildir bu. Ama sekuler ise ayni zamanda laiktir ve de laik bir toplum, sekuler olmayabilir. Sekularizm`de dini kuruluşlara ait olan mallar devlet idaresi altına girmekte ve toplumun bağı dinden tamamen koparılmaktadır. Bütün bunlardan, Mustafa Kemal`in Türk toplumu için ön gördüğü laiklik, Avrupa`daki laiklikten çok farklı. Çünkü Türkiye`deki laiklik, yani Mustafa Kemal`in Türk topluma sunduğu laiklik, Türkiye`nin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiştir. Laik bir devlet olan Türkiye`de, en azından 1950`ye kadar, kişinin dini inanç ve ibadetine karışmamış ve devlet adına dini törenler yaptırmamıştır.  Yalnız laik bir devlette din ve vicdan hürriyeti varken, dini devlette bunların olmadığını görüyoruz. Demek ki laik bir devlet modern bir devlettir. Tarihe baktığımız zaman, dine bağlı, devlete bağlı dini ve laik olan bir devletleri görmekteyiz.  Osmanlı devleti de dini bir devletti ve Şeyhülislamlık  kurumunun oluşturulması ve Yavuz Sultan Selim`in halifeliği üstlenmesiyle ağırlık kazanmıştır. Onun için Osmanlı devletinde sosyal hayat dini kurallarla düzenleniyordu. Bunun sonucu olarak da dini bağnazlık alıp yürümüş ve toplumu akılcı gelişmelerden uzak tutmuştur.  Mustafa Kemal kurmuş olduğu yeni ülkesinde, bu düşünüşün yerine laiklik ilkesini getirmiştir. Birçok oy avcısı politikacılara göre ne Atatürk dinsizdir ne de laiklik dini ret eder. Tam aksine, O`na göre din lüzumlu müesseseydi ve Tanrı ile insan arasına başka biri girmezdi. İşte bu mesafeyi koruyan da laiklik idi. Mustafa Kemal hiçbir zaman, Türk insanını dinden uzak tutmamış, tam tersine dine teşvik etmiştir. O`nun dine değil, dini kendi çıkarları doğrultusunda kullananlara, masum insanların dini duygularını istismar edenlere savaş açmıştır. “Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürüsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki kürü ve kötülüklerden gelmiştir”, “Türk m,illeti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur bir devlettir. Türk devleti lakiktir. Her reşit (ergin) dinini seçmekte serbesttir.) sözleri çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Demek ki bütün bunları bilen Mustafa Kemal, yeni kurduğu Türkiye Cumhuriyeti için ne dine bağlı devlet sistemini ne devlete bağlı din sistemini seçmiştir. En doğru olanı yapmış ve Cumhuriyetini “Laik” sistemle hem de Türk halkına uygun bir şekilde bütünleştirmiştir. Laik devlet çağdaştır ve bu sistemde din ve vicdan özgürlüğü vardır. İşte bu sihirli iki sözcük, kendi çıkarları için dini bile harcayan politikacıların hoşuna gitmemektedir. Çünkü toplum çağdaşlaşırsa, aydınlanırsa, hiçbir baskı altında kalmadan dini ibadetlerini özgürce yaparsa, kendilerini nasıl su üstünde tutacaklar? Hemen harekete geçildi, Ulusal Eğitim`e el atıldı. Eğitim Birliği iğdişleştirildi. Ve buna paralel olarak da laiklik nasibi aldı. Laf kalabalığına getirilerek, laiklik kavramı alt üst edilerek toplumun kafası karıştırıldı. Gelinen sonuç ortada!

Zaman saatini geriye çevirerek 1940`lara gelelim. Okullarda din dersi diye bir şey yoktu. Ama her çocuk ve genç isterse, merakı varsa dini bilgisini ailesinde veya çevresinden alıyordu. O devirleri yaşayanlar bilirler, çağdaş, laik eğitimin yanı sıra birde, sınıf ayrımını ortan kaldırmak için okullarda tep tip okul üniforması vardı. Kimin zengin kimin fakir olduğu pek göze çarpmıyordu. Bundan 60- 65 yıl önce uygulanan bu sistemi bugün Alman hükümeti, okullarda okul üniforması uygulamasını düşünüyor. Demek ki biz bunlardan 60 yıl ilerdeymişiz de haberimiz yokmuş. O yılları yaşayanlar gene bilirler ki, İnkılap derslerinde hoca, öğrenciye ilkeleri saydırtırdı. Öğrenci de hem kendisi iyi not alsın hem de hocası memnun olsun diye, anında ilkeleri sayardı ve hak ettiği notu alırdı. Hepsi o kadar! İster laiklik ister diğer ilkeler olsun, anlam ve önemi anlatılmadan ezberletilirdi…Hemen hepimiz kuru laflarla büyüdük.Bir anket yapılsa, kaçımız laiklik üzerine “Devlet ve din işleri ayrıdır” sözüne ilaveler yapabiliriz?  Bizlere, doğru dürüst, laiklikte din ve devlet işlerinin  birbirinden ayrıldığını, dinin Tanrı ile kişi arasında olduğunu, dinin devletin üstünde olmadığını, laikliğin din düşmanlığı anlamına gelmediğini, tam aksine din ve vicdan hürriyetini kuruduğunu anlattılar? Sekularizm`i ağızlarına alanlar, bu sözcüğün ne anlama geldiğini topluma izah ettiler mi? Bu sözcüğünde aynen laiklik gibi din ve devlet işlerini birbirinden ayırdığını, ama fiilen eşit hale getirildiğini, çok eskilerde laiklikten çok katı olduğunu, yani kilisenin mal ve mülkünün olamayacağını ifade ettiğini, bugün ise kurduğu bir çok kuruluşlar yoluyla parasal ihtiyacını giderdiğini çok basit ve açık dille izah etmezler ki? Belki bunları kendileri de bilmiyor ya da bilip susuyorlar!  O zaman, rahmetli Uğur mumcu`nun ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor: “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz”  68 yıldır fikir sahibi olamadığımız içindir ki, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Muasır medeniyet”, “Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek kalacaktır” sözlerini söyleye söyleye 2006 yıllarına geldik! Arkamıza dönüp baktığımızda ne gerçek laikliğin kaldığını, ne muasır medeniyete eriştiğimizi ve ne de cumhuriyetin sağlam temellere oturtulduğunu görebildik.  Hayvanlar dünyasında bazı canlılar, biliyorsunuz, deri değiştirirler. Yeni derileriyle yaşamaya devam ederlerken geride sadece bir kuru kılıf kalır. Ki, bu geri kalanla hiçbir şey yapılmaz. İşte bizimki öyle!   

Eğer baştan itibaren, bütün ilkeler, yapılan olumlu işler yalnız adlarıyla ve sırasıyla değil, özüyle, ruhuyla, önemi üzerinde durularak anlatılsaydı, durmadan tekrarlanmış olsaydı, 60 yıl sonra kimse ne laikliği ne diğer ilkeleri saptırarak halka yutturabileceklerdi. Ve yıl 2006`yı gösterdiğinde, 70 milyona varmış, aydın, çağdaş halkıyla dolmuş bir Türkiye karşımızdaydı! Bir şeyi de hiç unutmamalı, eğer bugün Türkiye Cumhuriyeti sallanarak da ayakta duruyorsa, 1950`ye kadar laik bir eğitimden geçmiş, yurtseverler sayesindedir.

 Bu laiklik denen sözcük bazı kesim için o kadar ürkütücü olmalı, değil ağızlarına almayı düşünmek bile istemiyorlar. Bir örnek: AB, “Türkiye`nin eğitim sistemi laiktir” ifadesinin belgeye eklemek isterken, Bunu bilen Başmabeyinci,  “Ülkemizde, laiklik kavramının sapına kadar oturduğu ve herkes tarafından bilindiği için, “Türkiye`de laik eğitim vardır” sözünü gerek yok” diyerek bu talebi reddetmiş. Bir bakıma haklıda veya haklılarda! Ulaşmak istedikleri “Muasır medeniyete” ilada laiklik ile girilmez ya!..  

 

Dr. Yüksel Cavlak ADK Başkan Almanya

Dr. Hüseyin Pekin ADK Başk.Yard. İsviçre