Bizim kahve(3)

 

Atma Özkök, din kardeşiyiz

 

Kahvenin bir köşesinde oturan kaytan bıyıklı bir genç hem gülüyor hem de kendi kendine mırıldanıyordu. Güldüğü konu Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeninin “Çalıkuşu Feride Cumhuriyeti” başlıklı yazıydı. Yazıyı okuyunca, o gülen gence hak verdik. Atma ki nasıl bir atma! Esasında cümlenin sözcükteki yazılış şekli şu: “Atma Recep, din kardeşiyiz” Bu(argo) sözle; “ söylediklerin hep abartma” denilmek isteniyor. Gerçekten de yazı bu temel üzerine kurulmuş! Bun yazıyı okurken, gençliğim ve okul ve üniversite hayatım gözümün önüne geldi.

Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni bu yazıyı, Atatürk Üniversitesi Kelkit Aydın Doğan Meslek Yüksekokulu`nun mezuniyet törenine katılma nedeniyle yazmış. Kendisini anaokulundan mezun olan bir çocukla da resmi var yazısında. Sayın Özkök, üzüntüsünü, bakınız nasıl dile getiriyor: birincisi, keplerini havaya atan çocukların sevinci, ikincisi kıskancını ve üçüncüsü de kendisinin kep atamaması. Kendisi ilk ve ortaokulu bitirdiğinde, bu kep keyfini yaşayamamış olmasından dert yanıyor ve üzüntüsünü belirterek, bu kepi yasaklayanlara kızıyor. Lise diploması da aynen böyle gürültüye gitmiş! Yani içinde büyük ukde kalmış sayın Özkök`ün. Burada bir parantez açalım ve kendisine şunu öneririz: “Sayın Özkök, mademki bu kepli mezuniyet keyfini yaşayamadınız, o zaman, tekrar bir üniversiteye giriniz ve mezuniyetinizi bir keple kutlayınız!”

Burada önemli olan kepli mezuniyet değil. Önemli olan çağdaş bir eğitim alarak okulu bitirmek ve hayalindeki bir mesleğe kavuşmak. Arkadaşlar ve ben de orta ve liseyi, İstanbul`daki tanınmış liselerinden biri olan Kabataş Erkek Lisesi`nde kepsiz olarak bitirmiştik. Kep atmadık, ama o değerli hocalarımızdan aldığım bilgilerle donatıldık. Ve gene o değerli, Alman ve Türk profesörlerim sayesinde diplomalarımızı alarak doktoru, mühendis, kimyager vb. olduk. Hiç kimsenin aklına kep gelmedi ve sizin gibi üzülmedi.. Kep gelemezdi, çünkü kep atma bizim geleneğimizde yoktur. Olsa olsa” “Türkiye`yi küçük Amerika yapacağım” diyen zihniyet bu kep atmayı okullara sokmuş olmalı. Sayın Özkök`ün bu yazısını baştan sonuna kadar okurken, sizi bilmiyorum ama, bazı satırbaşları dikkatimi çekti. 

-Okulun adı, Atatürk Üniversitesi Kelkit Aydın Doğan Meslek Yüksekokulu. Yani özel okul! Özel okullarda, Amerikan Koleji ve diğer kolejlerde olduğu gibi, buralarda kep atma ile mezuniyet kutlanabilir. Amerika`da Mezuniyet törenlerinde kep atma alışkanlığı var. İyi ama, burası Türkiye Cumhuriyeti, ABD`nin 53`üncü eyaleti değil ki? Üstelik okulun adının başında“Atatürk” Üniversitesi yazılı. O`nun kurduğu ülkede böyle bir kural yoktu ki!

-Türkiye Cumhuriyeti`nde mezuniyet kepsiz oluyordu olmasına, ama kazandığımız diplomalarla iyi bir meslek sahibi olabildik. Sayın Özkök bir gazetenin genel yayın yönetmeni, ben ve benim gibiler ise bir doktor olarak topluma hizmet verdiler. Bunlar bile kepten daha iyi değil mi?

- Okulun adından da anlaşılacağına göre, bir meslek okulu. Ve bu meslek okulunda İngilizce dersi alıyorlar ve İngilizce tiyatro oynayacaklarmış. Peki, Türkçe`dilinin ve Türkçe tiyatronun suyu mu çıktı?

-Keplerini giyip, sonra havaya atan genç kızlarımız nasıl olurda her biri “Çalıkuşu Feride” olabilirler? Dedik ya Atatürk`ün ülkesinde kep geleneği yok! Ben ve benim gibi düşünenler birer Atatürk çocuklarıyız! Başımızı üstünde Amerikan malı “kep” yok, ama beynimizin her hücresinde, Mustafa Kemal`in bize sunduğu laik, çağdaş bir eğitim var. Değil kep, işte bu düşünceye sahip olan, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür Ferideler ve Feritler sayesinde  “Cumhuriyet” yıkılmayacaktır sayın Özkök!

Özetleyecek olursak:

Atatürk Üniversitesi Aydın Doğan Meslek Yüksekokulu`nun ülke eğitimine kazandırılmış olmasından kuşkusuz hepimiz sevinç ve gurur duymuşuzdur. Ne var ki, nihayet bu okul münferit bir harekettir. Kurumsal olarak bir örnek oluşturabilse dahi, etkisi çok sınırlı olarak kalacak bir girişimdir. 40-50 kişilik mezunlar grubunun havaya keplerini fırlatmaları ile çözülebilecek bir dava değildir.

Halbuki ülkemiz, II. Dünya Savaşı`nın bütün şiddetiyle sürdüğü 1941- 44 yılları arasında aydınlanma savaşımızın bir toplumsal kalınma projesi olan Köz Enstitüsü sistemi`ni başlatıp sürdürmekle, gerçek ikinci Anadolu ihtilalini gerçekleştirdiğini kanıtlamıştır. Ve bu hareket tüm dünyada “Türk Mucizesi” olarak alkışlanmıştır. Ve o enstitüleri bitirenler, mezuniyetlerini anglo-amerikan taklidi kepleri havaya fırlatmak değil, şapka devrimini başlatırken büyük Atatürk`ün “Buna şapka derler, uygar olmanın, ilerlemenin simgesidir” sözlerine harfiyen uyan başlarına şapka geçirerek kutlamışlardır. Ve eğer Köy Enstitüleri, 1950`den sonra iktidara gelenler tarafından kapatılmamış olsalardı, Türkiye bugünkü konumundan en az 50 yıl daha ilerde, gerçek Çalıkuşu Ferideler, Feritler Cumhuriyeti olurdu. olurdu.

 

Dr. Yüksel Cavlak

Dr. Hüseyin pekin