|
Türkiye nereye götürülüyor veya sürükleniyor?
Çok değil bazı duyarlı yazarlar köşelerindeki yazılarına bu başlığı atmışlar. Bence bu soru gereksiz. Çünkü ülkenin hızla nereye sürüklendiğini Bağdat`taki (gerçi Bağdat yok artık ama!) sağır sultan bile duyduğu gibi ilköğretimdeki çocuklar da bu güzel ülkenin nerelere itildiği üç aşağı beş yukarı bilinmektedir. Bu soru yerine, Türkiye, götürüldüğü karanlıktan nasıl kurtulur? diye sormak daha yerinde olur. Sürüklendiği istikameti biliyoruz, ama nasıl durdurulacağının planını henüz bilmiyoruz. Ülkemizi kemiren yerli ve yabancı kurt veya kurtlar tarafından kemirilmektedir. İşte bu kemirmenin durdurulması için kafa patlatmalıyız. Kemirme sözcüğü bilindiği gibi sert bir şeyi dişle azar azar koparılması anlamına gelmektedir. Mecazi açıdan bakacak olursak; Herhangi bir şeyin içine işleyerek onu harap etmek anlamına geldiğini görürüz. Türkiye Cumhuriyeti`nin şu andaki durumu değişmeceli (macezi) anlamdakine daha uygun olmaktadır. Gerçekten de içimize düşen kurt, bizi kemirmektedir ve biz bunu pek de fark edememekteyiz. Bu kemirme işlemini şöyle bir örnekle de izah edebiliriz: Bazı hastalıklar vardır ki, insan vücuduna musallat olmuş hastalığın ciddiyetini anlayamaz. Örneğin devamlı mide rahatsızlığı çeken bir kişi, bu rahatsızlığını düzensiz yediği yemekten olduğunu düşünür ve nedenini öğrenmek için doktora gitmez. Gittiği zamanda iş işten geçmiştir, çünkü kanser onun içini kemirmiştir. İkinci tipik bir örnek daha: Sigara içen bir kişinin kuru bir öksürüğü vardır. Kişi bu öksürüğünü, yıllarca içtiği sigaradan geldiğini hem kendisine hem de çevresine anlatmaya çalışır. Burada da öksürüğün nedenini anladığı anda da iş işten geçmiştir. Çünkü kanser Akciğer`i kemirmiştir. Gelelim şimdi ülkemizi kemiren kurt veya kurtlara: Bundan 80 yıl önce, ülkenin tam ortasına öyle bir yabancı kurt düşmüştü ki, ülkeyi azar azar kemirmek değil, bir anda yutmak iştahına sahipti. Bu yabancı kurdun iştahından ilham alan iç kurtlarda hemen tıkınma şölenine iştirak ettiler. Tabi ki iştahları kursaklarında kaldı. Ülkenin kemirilmesine imkân tanınmadı. Bir zaman sonra pusuya çekilmiş olan yerli ve yabancı kurtlar ortamı müsait bulunca tekrar bıraktıkları yerden harekete geçtiler. Son yıllarda kemirme o kadar bariz bir şekilde yapılıyor ki, bu konuda pek de kafa yormaya veya yüksek öğrenim yapmaya gerek yok. Her geçen gün Türkiye`de yaşam dine göre şekillendirilmeye başlandı. Harem-selamlık resmiyet kazanmaktadır. Sessizce başlayan alkol yasağı, THY varıncaya kadar bir ilerleme kaydetti. Çağa uygun bir şekilde giyinen kadın ve kızlar, sokaklarda rahat gezemez oldular. Bırakınız gezmeyi, kendini bilmezler tarafından tartaklanmaya başladılar. Oteller tesettürlüler tesettürsüzler olmak üzere iki ye ayrıldı. Daha geçenlerde, genç bir kadın bikini ile denize girdi diye İzmir`in Karaburun İlçesi`nde yobazlar tarafından tartaklandı. Bütün bu olumsuzlukları görünce insanın aklına şu soru geliyor: Acaba laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti bir alt kimlik mi kazandı? Acaba bir zaman sonra Türkiye Cumhuriyeti, İslam Cumhuriyeti`ne mi dönüştürülecek? Sanki hedef oraya doğruymuş gibi geliyor insanın aklına! Yazının başında ifade ettiğim gibi, ülkenin son yıllarda nereye sürüklendiği, ne yapılmak istendiği açıkça ortada iken, toplum dut yemiş bülbül gibi suskun. Hadi bunun nedeni anlayabiliyoruz. Halk ayrım asır boyunca çağdaş eğitimden, dinsel eğitime itildi. Bir yanda eğitimsizlik, bilgisizlik, öte yanda açlık ve sefalet toplumu düşünemez hale getirdi. Neden yabancıların topraklarını almak için sıraya girdiklerinin hesabını yapamıyor. Yapamıyor, çünkü tarlamı, arsamı satar, gelen para ile kendime bir gelecek hazırlarım mantığı ile olaya yaklaşmaktır. Toprağını yabancıya satmakla eline geçeceği para ile kısa bir zaman yaşayabilecek, ama sonunda ne arsası ne de elinde tarlası kalacaktır. O bakımdan toplumun davranışını suskunluğunu anlayabiliyorum. Anlayamadığım husus aydın kesimin suskunluğudur. Ülkenin karanlığa doğru sürüklendiğini, kötü günlerin bizleri beklediğini anlatıyorlar, ama anlatmadan öteye de gidemiyorlar. Parti liderleri (!) koltuk siyasetinden, koltuk kavgasından öteye gidemiyorlar. Sivil toplum örgütleri de keza kendi havalarında. Bir araya gelip de bir ulusal cephe oluşturmak niyetinde değiller. Peki, neyi bekliyorlar? Ülke elden çıktıktan sonra mı harekete geçecekler? Aydın kesim kararsızsa, zavallı toplum ne yapsın ki? Biliyorsunuz bir söz vardır: İki kişi tartışırsa, buna üçüncüsü sevinir. Herhalde sonunda da böyle olacağa benziyor! Dediğim gibi, Türkiye nereye götürülüyor veya sürükleniyor? diyeceklerine, içimize düşen kurt veya kurtları nasıl ayıklayacaklarımızın, onlardan nasıl kurtulacağımızın yollarını göstersinler topluma. Türk halkı da zaten bunu bekliyor hem parti yöneticilerinden hem de sivil toplum örgütlerinden.
Dr. Yüksel Cavlak ADK Başkanı Almanya
|