|
AB ile aydınlanmak isteyen Türkiye`nin Avrupa`daki
çocukları!
Yazıya eklenen şu
resimdeki çocukların hali, Avrupa Birliği`ne girmek için elinden geleni
yapan hükümetin bu kulübü ülkenin ve toplumun aydınlanması için bir amaç
olarak değil bir araç olarak istediğini açıkça göstermektedir. Mustafa
Kemal`in çağdaş eğitimi bir kenara at, okullara çağdışı eğitimi yerleştir ve
bu çağdışı zihniyeti de yurtdışına ithal et. Bu zihniyetle okuyan, yetişen
minklerden ilerde nasıl bir aydınlanma beklenebilir? Olsa olsa bir mum ışığı
kadar cılız bir aydınlanma olur! Resimde görülen dört kız çocukları,
ilkokulun 2`inci sınıfına gidiyorlar, yani 7 yaşlarında. Bunlar daha
şimdiden kapatılırsa, bir daha başlarını açmaları imkânsız olabildiği gibi,
yaşadıkları ülkedeki topluma uyum sağlamaları veya herhangi bir meslekte
çalışma olanakları ellerlinden alınmış oluyor. Yerel gazetede, Türkçe dersi
veren öğretmenin emekli olmasından sonra, bu okula Türkçe dersi veren bir
öğretmenin atanmayacağının haberini verilmektedir. Uyum meclis başkanı da bu
konuda şunları söylemiş: Anadilini öğrenen çocuklar okulda daha başarılı
olmaktadırlar. Hem iki dili güzel konuşacaklar hem de kimlikleri
kaybetmeyecekler. Atanmış olduğunu bir an düşünelim; ne değişmiş olacak?
Bilinen bir gerçek var ki, o da yetenekli öğretmen eksikliğidir. Bu konuya
ne öğretmenler (kendi çıkarları açısından haklıdırlar) ne de Türk
hükümetinin yurtdışı yetkilileri el atmaktadırlar. Yıllardır bir kısır döngü
sürüp gitmektedir.
Bu minikler ki bu
giysilerle daha küçük yaşlarda izole edilmişlerdir, Türkçe ve Almanca`nın
yanı sıra Kur`an kurslarına gönderilerek öğrenmek zorunda kaldıkları Arapça
dilini de eklerseniz, ortaya nasıl bir Aydınlanmanın çıkacağını siz
düşünün artık! Böyle bir kuşağın yetişmesi hem Avrupa ülkelerini hem de
Türkiye`ki hükümetini memnun kılmaktadır. Biri asimilasyon isterken, diğeri
de arka bahçedekilerin çoğalmasını arzulamaktadır. Bu çocukların ne günahı
var ki, daha küçük yaşlarda başları bağlanıyor? Bu çocuklar da Mustafa
Kemal`in torunların değil mi?
Bir acı gerçek daha
var: Ne yazık ki ne Türkiye`de ne de yurtdışındaki sivil toplum örgütleri,
özellikle Atatürkçü Düşünce Dernekleri ve öğretmen dernekleri
(Atatürkçülükte çağdaş eğitim de var, ciddi olarak bu konuya
eğilmemektedirler. O zamanda rejim elden gidiyor veya Başöğretmenimiz
Atatürk diye de bağırmaya hiç hakları yok!..
Dr. Yüksel Cavlak
|