ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı) ve AB destekli projeleri

 

Adından da anlaşılacağı gibi 1994 yılında İstanbul`da kurulan bu vakfın amacının, Atatürk devrim ve ilkeleri doğrultusunda çocuklara gençlere çağdaş yetişmesinde ve ülkenin çağdaşlaşmasında hizmet vermek olduğunu görüyoruz. İyi bir hizmet! Hele hele Atatürk devrim ilkeleri doğrultusunda olunca, vakfın önemi, üstlendiği görev daha da takdir kazanmaktadır. Kim istemez ki, Atatürk`ün bağımsız, laik ülkesi laik, bilimsel, akılcı ve demokratik bir nitelik kazanmasın? Bütün yurtseverlerin isteği arzusu budur. İsteriz ki, ülkemizin her yerinde öğretim kurumları, yurtlar, aile okulları açılsın ve topluma hizmet edilsin. Zaten Çev`in amacına bakıldığında, gerçekten Mustafa Kemal ve arkadaşlarının istediklerinin hemen hepsi var. Bu amaçlardan bir kaçı:

  1. Türk eğitim sisteminin bilimsel, akılcı nitelik kazanması.
  2. Ulusal eğitim sistemine katkıda bulunmak.
  3. Yurtlar, aile mektepleri kurmak.
  4. Her seviyedeki okullardaki eğitim faaliyetlerini, ders, öğretmen, malzeme ve yapı olarak desteklemek.
  5. Üniversiteler ve okullarda eğitime katkıda bulunacak her türlü panel, seminer ve söyleşiler düzenlemek..

Bütün bunlar Atatürk devrim ve ilkeleri çerçevesinde yapılması gerekli olanlardır. Yalnız bu tabloya pek de uymayan, yani başka bir deyişle eşyanın tabiatına uymayan bazı projeler var ki, bunlar üzerinde durmak istiyoruz.

1.      BEYOĞLU MOZAİK VE ÇİNİ ÇARŞISI PROJESİ

2.      HAYATA BAKIŞ

3.      AİLE İÇİ ŞİDDETE SON

4.      BİR KUCAK SEVGİ

 


 

 

  • Beyoğlu Mozaik ve Çini Çarşısı projesiyle Beyoğlu ve çevresinde, kötü şartlarda yaşayan gençler, ekonomik yetersizlik içinde yaşayan ailelerin kız ve erkek çocukları, el sanatları alanında eğitilerek meslek sahibi yapılacak. Ekonomik sıkıntı içinde olan ailelerin çocukları bunlar. Beyoğlu`nda kurulacak olan bu çarşıda çocuklara eğitimciler tarafından el sanatı öğretilecekmiş. Yapılanlarda satılacak ve gelir sağlanacak. Bu proje ile hem gençler sokaktan alınacak hem de iş ve meslek sahibi olacaklar. Nerede Beyoğlu`nda.

ÇEV neden bu projeye yönelmiş? Bunu da şöyle izah ediyorlar: Ülkemiz hızlı bir şekilde endüstrileşme sürecine girmiş olduğundan, bu proje ile bu gelişmeye ayak uydurulacakmış. Vakıf, hemen harekete geçerek Avrupa Birliği’ne müracaat ederek yardım talep ediyor. Beyoğlu Belediyesi`ni de yanına alan vakıf, Beyoğlu ve çevresindeki insanların yaşamlarını değiştirecekler. Diğer konuya geçmeden, ÇEV`e şu soruyu soralım: 14 milyonluk İstanbul sadece Beyoğlu ve çevresinden mi oluşuyor. Bunun Ümraniye`si, Kartal`ı Avcılar`ı, Güllü Tepe`si, Küçük ve Büyükçekme`si vb. var. Buralarda yaşam Beyoğlu ve çevresinden daha mı iyi ki burası tercih edilmiş? Gelelim ikinci önemli soruya: Avrupa Birliği neden bizim çocuklar için para desteği yapıyor? Hem de Avrupa Birliği`ne girmeden! Avrupa ülkelerindeki bütün aileler refah içinde değiller ki. Başka ülkeleri bilmiyorum, ama Almanya`da 5 milyon işsiz var. Ne Alman ne de yabancı gençler (Türkler) meslek sahibi olabilmek için yer bulabiliyorlar. Teknik okulu bitirmiş Türk gençleri biliyorum ki, bunlar yıllardır iş bulamıyorlar ve iş arama dairesinin kapılarında ömür tüketip sosyal yardım alıyorlar. Yakın zamanlara kadar 10 bin doktor işsizdi. Ve yer buldukları zamanda 2000 DM`a çalışmak zorunda kalıyorlardı kliniklerde. Dilenciler Almanya`nın sokaklarını dolduruyorlar. Evsiz barksız insanlarda alışveriş merkezlerinin önünde avuç açıyorlar. Bu çizdiğim tablo Almanya`da! 80 milyonluk Almanya görkemli dönemini bitirmiş, inişe geçmiştir. Kendi ülkesindeki halkına para bulamazken, AB kalkıyor, bizim gençlerimize destek veriyor. Hem de Beyoğlu`ndaki çocuklarımıza! Bu bize biraz tuhaf geliyor. Ya size?  Yoksa bu işin altında bir çapanoğlu çıkmasın?

  • İkinci projenin adı “Hayata bakış” Proje Doğu Anadolu`ya yönelik bir proje Yöredeki en büyük problem işsizlik ve işsizliğin ana nedeni de hızlı nüfus artışındanmış!. Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesinde yaşayan 13- 19 yaş genç kız ve genç erkekler, öncelikle öğrenim dışı kalmış gençler, genç kadınlarmış. Sağlık sistemi yetersizmiş. Bu projenin amacı, bu bölgedeki genç kuşaklara güzel bir gelecek hazırlamakmış. Bu gençleri her alanda mükemmel yetiştirmek projenin ana temelini teşkil ediyormuş. Daha önemlisi vakıftan burs alıp da doktor olanlar buralarda topluma faydalı olacaklarına eminmişler gibi bakıyorlar. Bu proje içinde aklımıza bazı sorular geliyor: Hepimiz biliyoruz ki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu çok büyük burada yaşayan halk 21`inci yüzyıldan çok uzakta ve fakir. Peki ülkenin diğer bölgelerindeki halk buradakilerden daha mı zengin ve refah içinde yaşıyorlar? Bırakınız Anadolu`yu bir kenara İstanbul` a göz atınız. Fakirliği burada da görürsününüz. Neden “hayata bakış” projesi yalnızca Anadolu`nun güneyi için geçerli olsun? Neden ülkenin batısında ve kuzeyinde yaşayan toplum hayata umutlu bakmasın? Yoksa onlar çok umutlarla mı bakıyorlar. Bu proje içinde AB`ne müracaat ediliyor ve maddi yardım isteniyor. AB hemen bu projeye de balıklama atlıyor. Acep nedendir. Gene Almanya`yı ele alalım: 1990`da Batı Almanya ile birleşen Doğu Almanya perişan bir durumdaydı. Evler eski yollar perişan, fabrikalar eski vs. Ne yaptı Almanya? Diğer batı ülkelerine gidip para yardımı istedi mi? Kendi yağıyla kendisi kavrulmak istedi ve toplumdan verginin %7`sini yardım olarak kesti ve doğuyu kalkındırmaya başladı. Hala da kalkındırmak için maddi yardımlarda bulunuyor. Buna rağmen işsizlik oranı batıya oranla oldukça yüksek. Ayrıca Almanya`da sağlık sigortaların kısıtlamaya gittiğini ve kan kanseri olan hastalarda transplantasyon kısıtlamasına gittiğini biliyor musunuz?  AB kalkıyor, 10 milyon açlık sınırının altında, 20 milyon yoksulluk sınırın altında olan Türk halkına hayata başka türlü baksınlar diye yardım yapıyor. Tekrar soralım; acep nedendir?
  •  Aile içi şiddete son: Doğrudur. Dünyanın her tarafında kadınlar şiddete maruzdurlar. Bu hayran kaldığımız Fransa`da da böyle, Almanya`da da böyle! Türkiye`de de kadın ve çocuklar şiddetin kurbanı olmaktadırlar. Hemen harekete geçen ÇEV gene İstanbul`u pilot bölge seçerek, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Ümraniye ve Bakırköy`de yaşayan kadınlara eğitim verilmesine geçiyor. “Aile İçi Şiddete Son” verilsin diye düğmeye basılıyor. Avrupa ülkelerinde bile kadına şiddet devam ediyor ki, burada toplum eğitilmiş durumda. Gelenek, töre yasaları yok, ama buna rağmen kadınlara ve çocuklara şiddetin uygulandığını hemen her gün basında okuyoruz. Burada yaşayan Türk kadınlarının hali onlardan da beter! Birincisi, peki bu proje ile, kısa devrede İstanbul`da kadınlar eğitilince Anadolu`daki kadınlara yapılan şiddet azalacak mı ? İkincisi ise, AB ülkeleri bu şiddetle başa çıkamazken, neden bizim ülkedeki kadınlarımızı kurtarmaya kalkışsın ve maddi yardımda bulunsun? İlk önce kendi ülkesindeki kadın ve çocukları koruma altına almak, onlarla ilgilenmek varken, bizim ülkedeki vatandaşlarımıza bu ilgi nedendir acaba? Almanya`da yaşayan 2,5 milyon Türklerle bu konu üzerine uğraşsa daha iyi olmaz mı?
  • Bir kucak sevgiye gelince: Bu proje için de gene İstanbul seçilmiş. Fakir insanlara iş bulmaları için çaba harcanacakmış. Ayrıca genç kız ve kadınlara anne-çocuk bakıcısı biçimlenme kazandırılacakmış. Böylece İstanbul`un Avrupa yakasındaki işsizlik sorununa çare bulunacakmış. Genç kadın ve kızlar iş imkânı bulunca da ailelerine ekonomik katkıda bulunacaklarmış. Görüldüğü gibi bir sürü “mış” lar var!.. Ülkede 15 milyon işsiz varken, toplum üretimden tüketime geçmişken, erkek iş bulamazken, hangi genç kız ve kadın bir iş bulabilecek? Bulsa bile, aldığı asgari ücretle nasıl kendisine ve ailesine maddi bir katkıda bulunabilecek? Bu ütopik değil, ütopiğin de üstünde bir düşünüş!.. Diyelim ki, bu projede güzel de, bunun Avrupa Birliği ile ne ilgisi var? AB ülkelerinde işsizlik almış başını gidiyor. Bu ülkeler işsizliğe çare bulamıyorlar. İşte Almanya`nın durumu ortada!.. Bu AB, her şeyi bir kenara bırakıyor ve “Robinhood” gibi role bürünerek, bir kucak sevgi için ülkemize o merhametli ellerini açarak yardıma koşuyor ve maddi yardımda bulunuyor. Gene Almanya`ya dönelim; o kadar mali sıkıntı çekiyor ki, 2006 yılından itibaren emeklilerden vergi almaya kalktı. 2oo7 yılında KDV`yi %16`dan %17`ye çıkardılar. Sözün kısası, uçan kuştan, mümkün olsa, vergi alacaklar! Ayrıca Brüksel`e ödeyecek paraları yok. Her defasında Brüksel`den ihtar mektubu alıyor bir zamanların zengin Almanya`sı!  Geri kalan 24 AB üye ülkelerinde de durum bundan farklı değil. Bunlar şimdi işi gücü bırakıp, daha AB üyesi olmadan, terörle boğuşan bir ülkeye kalkıp adları güzel olan bu projeler için para yağdıracak. Bizim aklımız bu işe pek ermiyor. Ya sizlerin?..

Dönelim yazımızın başına; ÇEV`in gittiği yol Atatürk`ün çizdiği yol. Atatürk sayesinde Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti`nin kurulduğunu ve devrim ve ilkeler sonucu milyonlarca kişi okuma yazma öğrenildiği ifade ediliyor. Ve deniliyor ki: “Atatürk, tarihin tanıdığı en cüretli ve kapsamlı kültür devrimin baş mimarıdır.” Bu sözlere ve ÇEV`in tuttuğu yola diyeceğimiz hiçbir şey yok. Kendilerini yaptıkları bu özveriden dolayı kutlarız. Yalnız anlayamadığımız bir husus var:  Düşüncelerimizi ifade etmeden önce ÇEV`in yazdıklarına kısa bir göz atalım:

Atatürk diyor ki diye başlayan yazı:

  1. En önemli ve verimli vazifemiz Milli Eğitim işleridir.
  2. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
  3. Bir millet ki resim yapamaz, bir millet ki heykel yapamaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapamaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.
  4. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak gerek. Birde Mustafa Kemal ATATÜRK`ün çok önemli bir sözü vardır:

“Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir.”

Olaya bu açıdan bakacak olursak, Çağdaş Eğitim Vakfı`nın yapmak istedikleriyle, yazdıklarıyla arasında bir çelişki olduğunu görüyoruz. Hem Atatürk`ün devrim ve ilkeleri doğrultusunda deniliyor ve O`nun sözleri arka arkaya sıralanıyor hem de AB`ne el açılıyor. Bu çelişki için Türkçe`mizde güzel bir söz vardır; hatırlatalım: “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” Oldu olacak bir sözü daha hatırlayalım: “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü.” Öyle ya durup dururken, AB üyesi bile değilken, AB kesenin ağzı açsın kadınlarımız, genç kızlarımız, ev ve sokaklarımız için ülkemize maddi yardımda bulunsun? Hem de hibe adında!..Sayın Yılmaz Dikbaş`ın belirttiği gibi, Diyarbakır`ın bilinmeyen mahallerine, sokaklarına milyonlarca € vermesi gibi.Belki denilecek ki “Efendim, biz AB girmek istiyoruz. Onlar bizi kendileri gibi yapmak için, kendi hizalarına getirmeleri için bu iyiliği yapıyorlar.” Bilmem bu argümana inanan olur mu?..

Sonuç olarak ortada iki önemli husus var:

1.      Hangi dernek olursa olsun, bu kadar ciddi, eğitimden, işsizliğe kadar önemli olan konulara el atıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti`ne yükleneceği başka bir görev kalmıyor demektir. O zaman bu devlette ne Milli Eğitim ne de Sosyal Çalışma Bakanlığı olması gerekir. Hani bir zamanlar rahmetli Haşim Paşa`mızın “Okullar olmasa, ben eğitimi idare ederim” dediği gibi.  Kurarsın dernek veya kuruluşları, alırsın hibeyi yürütürsün işleri! Böylece hem devlet harcamaları azalır hem de halk az vergi vermiş olur.

2.      Yabancılardan yardım, hibe alındığı takdirde o ülkenin bağımsızlığı tehlikeye girdiğini tarihteki örneklerden biliyoruz. Gene biliyoruz ki, hiçbir kimse, hiçbir devlet parayı “yardım” adı altında hele hele “hibe” olarak vermez. Verdiğine göre bir çıkarı var demektir! Mustafa Kemal`in dediği gibi “kendi yağımızla kavrularak bağımsız ve hür bir şekilde O`nun ülkesinde yaşamak, hibe alarak kalkınmak(!) tan daha iyi daha güzel değil mi? Son olarak da şunu söylemek zorunluluğunu duyuyoruz. Eloğluna kendi çocuklarımız, kızlarımız ve kadınlarımız için, bir diş kovuğunu bile doldurmaya 700.000 bin € için el açacağımıza, boyun eğeceğimize, hortumlanan bankalardaki dolarlarla bu projeleri Atatürk devrim ve ilkelerine doğrultusunda yürütmek daha iyi, daha dürüst olmaz mı? Ayrıca bu ve buna benzer projeleri yapmak devletin ve hepimizin görevi değil mi? Eğer Mustafa Kemal ATATÜRK`ün çizdiği yoldan gideceksek!..

 

Dr. Yüksel Cavlak Almanya

Dr. Hüseyin Pekin İsviçre