Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu durum ve şartlar içinde dahi vazifen; Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!Mustafa Kemal ATATÜRK-1927

Bir sorumuz var

 

Bilindiği gibi, Mustafa Kemal`in kurmuş olduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti 4 yıla yakın bir zamandır AKP iktidarı tarafından yönetilmektedir. Fazilet Partisi`nin bir ikizi olan Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi`ne girdiğinden bu yana, adının tam tersine, adalet ve kalkınmanın yanı sıra devrim ve ilkelerini de hallaç pamuğu gibi altına üstüne getirdi. Gün geçmiyor ki, cumhuriyetin temel ilkelerine el atmasın. Milli Eğitim`i millilikten çıkararak, parti eğitimine çevirdiler! Öğretim Birliği diye bir kavram sadece tarihin sayfalarında kaldı. Gerçi bu girişim yalnız onarlın iktidar döneminde olmadı. Ondan önceki hükümetlerde de Milli Eğitim ve Eğitim Birliği`nin canına okunmuştu. Bunlara son darbeyi vurmak kaldı! Milli Eğitim Bakanı`nın neler yaptığını ekranlarda görüyor ve basında okuyoruz. Müslüman olan Türk toplumunun tek bir elden doğru dürüst dinini öğrenmesi için kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı`da nasibini almış oldu bu 3,5 yıl içinde. Önüne gelen her yetkili başka telden çalmakta, din ve kadınlar üzerine fetva üzerine fetva vererek kavram karışmasına neden olmaktadırlar. Ders kitaplarına neler neler ilave etmediler ki? Bununla da yetinmeyen AKP iktidarı, bu sefer de masallara el atarak masallardaki kahramanları da kendileri gibi yapmaya kalktılar. Biliyorsunuz, Batı basınında bu girişim, örneğin uzun burnuyla Pinokyo`nun nasıl namaz kılacağı (İtalyan basınında) alay konusu oldu. Laik ülke, laik ve laik olmayan, kapalı ve açık olmak üzere parçalara bölündü. Bu durumda hem içte hem de dış basında karikatür konusu oldu. Daha bir dizi laik Türkiye Cumhuriyeti`nin ilkeleriyle bağdaşmayan kararlar alınmış ve alınmaktadır. Dünya ülkeleri arasındaki yeri, giderek azalan saygınlığı ise bambaşka bir konu!...

3,5 yıldan beri bu gidişata toplumun hemen her kesiminden ses çıkmaktadır. Sivil toplum örgütlerin yetkilileri, üniversite hocaları, Atatürkçüler, yurtseverler vs. vs. televizyon ekranlarında hükümeti eleştirip duruyorlar. Ne kadar emekli generaller, büyükelçiler varsa, hemen hepsi ya bir partiye ya da bir örgüte bağlı olarak düşüncelerini, ürettikleri teorileri saatlerce anlatıp duruyorlar. Hele hele parti liderleri var ya, onlarda 3,5 yıldan beri AKP`yi eleştire, eleştire bir hal oluyorlar.En son olarak, DYP genel Başkanı Sayın M. Ağar AKP`yi eleştirirken,1960`larda İnönü`nün sözünü onlara hatırlatıyor: “Sizi ben bile kurtaramam.”  Siyasette, ekonomide, kalkınmada yapılan yanlışlıklar, gittikçe artan yolsuzluklar birer birer masaya yatırılıp sabahlara kadar tartışılıyor. Sağcısı, solcusu, dincisi, milliyetçisi, Atatürkçüsü, yurtseveri tek bir noktada birleşiyorlar; “Türkiye, bu iktidarla bataklığa sürükleniyor. Hava da şeriat kokuyor. Türkiye Cumhuriyeti` yerine İslam Cumhuriyeti`nin hazırlığı yapılıyor!” Bütün bunlar insanın uykularını kaçıracak çok ciddi konular. Peki, iktidar ne yapıyor?  Bütün bu söylenenlerin aksine, işler yolundaymış gibi, bildiğini okuyor. Bu taraf “hayır” dedikçe, karşı taraf yani iktidar “evet” diyerek yoluna devam ediyor bütün olumsuzluklara rağmen.  Sorumuz şu: Eğer, gerek görsel ve gerekse yazılı basında iktidara karşı yapılan bu ağır suçlamalar doğru ise, Mustafa Kemal`in laik Cumhuriyeti`ni sürüklendiği bu ters yoldan çevirmenin, laftan başka bir yolu yok mu? “Efendim, demokrasilerde çare tükenmez” diyerek, yolun sonunu mu bekleyeceğiz? Demokrasi diye diye bugünlere gelmedik mi? Bu sözü ağızlarına sakız yapanlar, kendileri için uygun çareleri bulmuşlardır. Fakat halk, yarım yüzyıldır çaresizlik içinde çırpınıp durmaktadır. Bu çaresizliğe çareyi kim verecek? Lafla peynir gemisi yürümüyor. Bu sözün doğruluğunu 3,5 yılda yaşadıklarımız göstermektedir. Mademki, demokrasilerde çare tükenmezmiş, o zaman gece gündüz ekran karşısına geçenler, laf ebeliği yapacaklarına halkın işine yaracak, ülkenin geleceğini ilgilendirecek, çareler aramalıdırlar.

Her halde şair Namdar Rahmi Karatay`a uyup, “Sen ne dersen, ne yapsan boş/ hancı sarhoş, yolcu sarhoş” demeyeceğiz. Her derde deva bulunurçıkmazdan kurtulmak için mutlaka bir çare aramalıyız. Bu bağlamda aklımıza M.Ö. 247 yıllarda yaşamış ünlü Kartaca komutanı Hannibal Barkas`ın şu sözü geliyor:“Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.”

Değerli mühendis ve bilim adamı Nuvıt Osmay “İnsan Mühendisliği” adlı yapıtında b bakınız ne kadar anlamlı ve yararlı bir öneride bulunuyor:” Türkiye`nin meselelerini ne yalnız mühendisler, ne hukukçular, ne de iktisatçılar çözebilir. Türkiye her alanda liderlere, bütün bu mühendis, hukukçu ve iktisatçıların kullanabilecek, hakkıyla idare edebilecek liderlere muhtaçtır. Tıpkı vaktiyle Japonların yaptıkları gibi, çok sıkı bir programa tabi tutularak lüzumlu bütün idari ve ilmi bilgileri toplasınlar ve bunu yaparken de kendi daire ve müesseselerini nasıl ıslah edeceklerini düşünerek kendi konularında adeta bir doktora tezi niteliğinde bir rapor hazırlasınlar. Ayrıntıları geçiyoruz. Yalnız tek bir şartımız var: Bu müesseselerin karar alıcı makamlarına bu yoldan yetişenler getirilsin!

İşte sizlere açılacak yeni bir yol! Nasıl? Çok mantıklı değil mi?

 

Dr. Yüksel Cavlak Almanya

Dr. Hüseyin pekin İsviçre