|
Bunlar neyi ve kimi bekliyorlar?
Bir yıl içinde dört olay Türkiye`nin Başkenti Ankara`da cereyan etti. Bunlardan ilk ikisi 18 ve 19 Mayıs`da cereyan etti. Her iki günde de, farklı olmalarına rağmen, on binlerce insan Ankara semalarını Türkiye laiktir, laik kalacak sloganlarıyla çınlattı. İktidar ağır derecede eleştirildi ve hükümetin istifası istendi. Aradan daha tam olarak altı ay geçmeden gene iki olay oldu. Birisi 10 Kasım, diğeri ise 11 Kasım`daki rahmetli Bülent Ecevit`in cenaze töreni idi. Bu önemli iki günde de çok sayıda insan sokaklara döküldü ve aynı sloganı tekrarladı. Dört farklı olay, ama iktidara gönderilen dört aynı mesaj: Türkiye laiktir, laik kalacak. Çankaya laik kalacak. Ülkede çok sayıda parti olmasına rağmen, bazı partilerden cılız, ama sadece tek partiden sert sesler yükselmekte olduğunu gördük ve duyduk. Bu parti de CHP`den başkası değildi. Demek ki, ülkede bir huzursuzluk var ki, toplum bu farklı dört günde, aynı sloganlarla tepkisini göstermeye çalışıyor. Anımsanacağı gibi, rahmetli Bülent Ecevit, beyin kanaması geçirip komaya girdiğinde, eşi Rahşan Ecevit yollara çıkarak bütün partileri ziyaret edip birleşme çağrısında bulunmuştu. Kendini solda hisseden partilerden bir kıpırdama olduysa da, fazla uzun sürmedi ve ve olay kapandı. Rahmetli Ecevit`in ölümünden sonrada, solda birlik tekrar gündem konusu oldu. Ve hatta Sayın Baykal rahmetli için benim öğretmenimdi. Onunla kucaklaşmak isterdim dedi. Bir taraftan TSK yetkilileri, bir taraftan Cumhurbaşkanı ve diğer taraftan da CHP genel başkanı irtica konusunda bir birlik oluştururlarken, aynı tehlikeyi yani irtica ve ülkenin bölünme tehlikesini her defasında tekrarlamaktadırlar. Devletin üst düzeyi, laiklik ve irtica konusunda çok ciddi uyarmalar yapıyorlar Bu demektir ki, Mustafa Kemal`in kurmuş olduğu Türkiye içerden ve dışardan çok ciddi bir tehlike altında bulunmaktadır. Pek, o zaman ne yapmak gerekiyor? Sayın Baykal`ın ifade ettiği gibi, rejim değişikliğine bir askeri darbe ile müdahale söz konusu olmadığına göre, geriye sadece demokratik bir çözüm yolu kalıyor ki, o da birleşerek bir ulusal birlik oluşturmak. Bu konuda Sayın Baykal, Başbakan`ın Çankaya`ya çıkmasını önlemek için birleşmek gerekiyor dedi. En doğru yol da bu! Aynı yolu DSP Genel Başkanı Sayın Sezer`de gösteriyor. Fakat ne hikmetse, ne o ne de öteki bir başlangıç yapıyor. Koskoca Türkiye`de kala kala iki sol parti kalıyor. Nedense bir araya gelmek için ciddi bir çaba harcamıyorlar. Sadece lafta kalıyorlar. Parti liderlerinin konuşmalarına baktığımız zaman, kısa zamanda birleşeceklermiş gibi izlenim doğuyor içimizde. Seviniyoruz! Biz bunu şuna benzetebiliriz; biliyorsunuz su ile yağ bir araya geldiğinde suyun altta, yağın ise üstte kaldığını görürüz. Şişenin ağzını kapatıp, iyice çalkaladığımız zaman yağ ve suyun birbiriyle karışmış olduğunu görürüz. Buna emülsiyon denir. Burada bir sıvının diğer başka bir sıvı içinde küçük damlacıklar halinde dağılmasıyla oluşan heterojen bir ortam. Parti liderlerinin yaptıkları da buna benzemektedir. Anlaşmış gibi görünüyorlar, ama bir süre sonra, şişedeki yağ ve su gibi, birbirinden ayrılmaktadırlar. Gerçekten Mustafa Kemal`in ülkesi tehlike altındaysa, böyle durumlarda sağcı solcu diye partileri ayırmak da doğru olmaz. Ülkeye kurtarmak soldaki iki partiyle bu iş olacaksa, bu yolda pek tutarlı bir yol değil. Rejim tehdit altında bulunmuyorsa, o zaman bu telaş niye? Ülkenin ve rejimin tehlikede olduğu açıkça belli! Aksi takdirde ne TSK ne de Cumhurbaşkanı uyarıcı mesajlar vermezlerdi topluma. O zaman bir soru ortaya çıkıyor: Ülkeyi ve rejimi kurtarmak için bunlar neyi ve kimi bekliyorlar? Birleşmek için Mayıs 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi bekliyorlarsa, hiç beklemesinler. O zaman zaten iş işten geçecek ve bütün konuşmaları da boşuna gitmiş olacak... Parti liderleri, ister sağda, ister merkezde, isterse de solda yer almış olsunlar, hemen hepsinin görevi, Mustafa Kemal`in kendilerine emanet etmiş olduğu ülkeyi bu çıkmazdan kurtarmaktır. Adı bilinmeyen bir şair, bakınız bunun sonucunu ne kadar dokunaklı anımsatmış: Bazen ben sizi anlıyorum/ Bazen de siz beni/ Her ikimiz birlikte çukura yuvarlandığımızda/ Hem siz beni ve hem de ben sizi çok iyi anlıyoruz/ Heyhat! Artık çok geç! Dr. Yüksel Cavlak Almanya Dr. Hüseyin Pekin İsviçre
|