Boykot etmek veya kınamak

 

Bu iki sözcüğünde, kınayacağımız veya boykot edeceğimiz kişiye veya bir devlete büyük bir etki yapamadığını şimdiye kadar yapılanlarda gördük. Artık bundan vazgeçmek gerekir. Kişileri kınadık sonuçta hiçbir şey değişmedi. Hatırlayacaksınız, yıllar önce vura vura tencereler eğrildi, sonunda olan kamyon şoförüne sonunda oldu, diğerleri kurtuldu! Lambalar yandı söndü, lambalar patladı. Netice sıfır sıfır elde var sıfır! Haksız yere dünyanın bir çok ülkelerinden, son olarak da Fransa`dan hem Osmanlı Devleti, ne hem de Türkiye Cumhuriyeti`ne açıktan hakaret edildi, çamur atıldı, ne hükümet kanadından ne de sivil toplum örgütlerinden pek etkili bir ses çıkmadı. Çıka çıka cılız bir, “Fransa Başkanı`nı kınıyoruz” gibi klasik sözler çıktı ve arkasından “Fransız mallarını boykot edelim” denildi. Laf ola beri gele... Toplumun bir kısmı hemen harekete geçerek, Fransız malı ne varsa, don, gömlek sokak ortasında yırtıp parçaladı! İyi güzel de pek fazla etkisi yok böyle yapmanın. Biliyoruz ki, Fransa firmaları ülkenin her yerine kol salmış durumda. Burada, yapılacak en etkili tepki alınan Fransız mallarını yırtmak, konsolosuna siyah çelenk koymak değildir. Tam tersine, Fransa`ya bir at tepkisi gibi gelecek olacak ulusal ekonomiye yönelmek. Yani yerli mallarını kullanmaktır. Mustafa Kemal`in İzmir İktisat Kongresi`nde söylediği şu sözü hatırlamamız gerekmektedir:”Bir ulusun doğrudan doğruya yaşamı, yükselmesi ve gerilemesiyle ilgili olan her şey o ulusun ekonomisidir.” İşte bu sözden yola çıkarak Fransa mallarını bir kenara iterek yerli mallara yönelmemiz, yapabileceğimiz en büyük bir ulusal görevdir. Türk mallarını beğensek de, beğenmesek de, yerli mallarını tercih etmek zorundayız. Yalnız burada dikkat edeceğimiz, Fransa`nın iştiraki olan firmalardan alışveriş yapmamak. Buna dikkat etmediğimiz zaman, dolaylı yoldan gene Fransa`yı desteklemiş oluruz. Varsın ülkenin zenginleri, Fransa parfümlerini kullansınlar, gömleklerini, ayakkabılarını giysinler. Ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar ülkenin azınlığını teşkil ederler. Ama unutmayalım ki, geriye kalan halkın gücü, direnci önemlidir. İşte bu güç Fransa`nın aklını başına getirir. Yalnız ülkenin başına çorap örüldüğünde, ara sıra da olsa şamar oğlanı gibi tokat yediği zamanlarda değil, ulusal duygu her zaman hazır ve nazır olmalıdır. Bu ulusal güç veya ulusal duygu o kadar derinlerdedir ki, hiçbir güç ne küreselleşme, ne liberalleşme ve ne de küçülen dünya gibi öyküler bunu bulunduğu yerden söküp çıkaramaz. Hatırlayacaksınız, Almanya`da oynanan dünya futbol maçında, Alman ulusu birden bire bayrağını hatırladı ve ona sımsıkı sarıldı.  O zamana kadar belki de bayraklarının rengini bile bilmiyorlardı. Biz toplum olarak, bağımsız bir ülkeye, şanlı bir tarihe sahip olduğumuzu hatırlayıp belleğimizin en derin yerinde bulunan ulusal duygumuzu gün ışığına çıkararak, yeri malımızı kullanarak gerçek bir eyleme geçmeliyiz.Gerisi hikayedir!..

 

Dr. Yüksel Cavlak Almanya