Söylemesi kolay, ama...

Evet, söylemek, arzu etmek kolay, ama işin aması var! Eğer söylenen, düşünenler kolay ve gerçek olaydı bu dünyada hiç fakir olmazdı. Bir söylemeyle, düşünmeyle her dert ortadan kalkar. Fakat kazın ayağı öyle değil! Bakınız Türk kökenli iki Alman milletvekili, Lale Akgün ve Ekin Deligöz Alman basınına nasıl bir demeç vermişler:

“Başörtüsü kadınları baskı altına alan bir semboldür”

“Kim ki, kadınları başlarını örtmesini istiyor, onları seks sembolü yapıyorlar.”

“Almanya`da yaşıyorsunuz, başınızı açın”

“Erkeklerin sahip olduğu haklara sizin de sahip olduğunu gösterin”

“ Çağdaş İslam bilginlerine göre, başını örtmek şart değil”

“Erkekler de başlarını örtsünler, kapalı başla nasıl yaşandığını bizzat yaşasınlar”

Bu sözlere eklenecek hiçbir şey yok! Hepsi baştan aşağıya doğrudur. Burada yalnız önemli bir husus unutuluyor. O da şu: Bütün söylenenler kadınlara yönelik. Bu sözlerden şu anlaşılıyor; “Ey kadınlar başlarını örtmeyin, diğer çağdaş kadınlar gibi bir görüntü yaratın” Başörtüsü konusu kadınlardan kaynaklanaydı, belki verilen mesaj yerine giderdi. Dini bilgileri yanlış algılamış veya onlara anlatılmış ve bu bilgilerle belirli bir yaşa gelmiş ataerkil grup muhatap tutulmalıdır. Türkiye`de olduğu gibi Almanya`da da söz sahibi aile reisi olarak kendisini gösteren erkeklere bu ve buna benzer mesajların iletilmesi gerekmektedir. Bunlar yapılmadıkça, söylenen sözler boşta kalır ve havanda su dövmeye benzer.  Ayrıca, yapmak istediğimiz görevi tam olarak yerine getirmemiş oluruz.

Hepimiz biliyoruz ki, türban denen bu başörtüsü politik maksatlı olarak kadınların başlarına oturtuldu. İktidara gelen her hükümette az veya çok bu konuyu oy kaygısından dolayı istismar etti ve sonunda kabak kadınlara, genç kızlara ve hatta küçük yaştaki kızların başına patladı. Sırası gelmişken, size tipik bir örnek vereyim: Yıllardır tanıdığım bir Türk hasta iki kızıyla muayenehaneme geldi. Kızlarının biri ortaokulda diğeri de lise 11. sınıfında okuyor. İkisinin de başı örtülü yani türbanlı. Babasına dönerek “Sorduğum için sakın bana kızma! Neden bu güzel kızlarının başları kapalı?” dediğimde aldığım cevap klasik: “Onlar böyle istedi!” Hiç düşünebiliyor musunuz, bir 12 diğeri 16 yaşında olan bu genç kızlar kendi istekleri doğrultusunda başlarını kapasın? Anne ve bilhassa babanın ve bir de çevrenin (gettolaşma) etkisi altında kapanmak zorunda kaldılar.  Bu anlattığım tek bir olay değil, yüzlerce örnekleri var. Tekrar edelim; kadınlar ve genç kızlar hatta çocuklar istek özerine başlarını örtmüyorlar. Onun için kadınlara “başınızı açın!” demek bir sonuç doğurmaz. Bu milletvekillerinin yapacağı tek şey var o da erkekleri toplayıp, onlara durumu bütün çıplaklığıyla anlatmaktır. Elbette ki bazı kadınlar ve genç kızlar kendi istekleriyle başlarını örtmüş olabilirler, ama bunları genellemek doğru olmaz.

Basında hemen “Almanya`yı türban tartışması sardı” diye, bence temele oturtulmayan, bir tartışma başlamış oldu. Bu tartışma, bir netice doğurmadan haftalarca sürer gider! Ortaya cevap bekleyen bir soru da çıkıyor: “Bu başörtüsü yeni mi fark edildi? Yıllardan beri sayıları gittikçe artan başörtülü kadınlar her yerde görülmektedir. “Daha önce nerelerdeydiniz?” diye biri çıkar sorar! Cevap vereceklerini pek düşünemiyorum. Sözün kısacacı şu: Bu konu tartışılacak, sonunda unutulacak ve normal hayata dönülecek kadınlarımız da başlarını örtmeye devam edecekler. Neden mi? Teşhis doğru, mesaj doğru, ama tedavi yanlış, mesaj yanlış yere de ondan!. Bunun yerine şöyle bir mesaj verilebilirdi: "Sayın Başbakan, sayın Meclis Başkanı, sayın Milletvekilleri, eşlerinizi başlarını açtırınız ve eşleriniz Türk kadın ve genç kızlara örnek olsunlar!"

Dr. Yüksel Cavlak Almanya