|
Anıtkabir şikâyet yeri değil ki? Modern Türkiye Cumhuriyeti`nin kuran büyük Önderimiz Mustafa Kemal`in 1953`ten itibaren sonsuza dek istirahat ettiği yer. Atamızın bulunduğu Antıkabir ile Türkiye Büyük Millet Meclisi`nin arasındaki mesafe de 1923 metre. Yani Mustafa Kemal`in laik, modern ülkesini kurduğu yıl.. Anıtkabir`e 1953`ten bun yana insanlar giderek, O, büyük adamın huzurunda saygıyla durmuşlardır. Ülkemize gelen birçok yabancı devlet adamlarının da ilk ziyaret yeri bu Anıtkabir olmuştur. Fakat zamanla, modern, laik Türkiye Cumhuriyeti`nde karşı akımların güç kazanmaları, Mustafa Kemal`e, dil uzatılması, devrim ve ilkelerinin tam tersine bir siyaset güdülmesi sonucu, zaman zaman Mustafa kemal`e, ilkelerine bağlığını sürdüren toplum tarafından Anıtkabir` e yapılan ziyaretler, bir yakınma, bir şikâyet anlamını kazanmaya, adeta orası bir şikâyet yeri veya ağlama duvarı olmaya başladı. Ağlama duvarı Kudüs'te bulunan ve Yahudilerce kutsal sayılan, Büyük Tapınağın ayakta kalan Batı duvarıdır. Bu sebepten dolayı da Batı Duvarı adıyla da bilinmektedir. Kudüs, üç semavi din için de kutsal bir şehir olarak kabul edilir. Yahudiler, Hz. Süleyman`nın tapınağının batı duvarının kalıntıları olan bu duvarı kutsal kabul ederler ve buraya gelerek duvarın önünde dua ederek ağlarlar... Fakat modern Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu Mustafa Kemal`in yattığı yer, bir şikâyet yeri değildir. Sonsuza dek kalbimizde yaşayacak olan Atamızın, tükenen varlığının son kısmının bulunduğu yerdir orası. O`nun kabrini ziyaret eden kim duygulanmamıştır, kim ağlamamıştır, kim gözyaşlarını tutamamıştır? Bugün yabancı devlet adamları, huzuruna çıkıp, duygulanırken, Özel Defter`e duygularını kaleme alırken, bizler O`nun evlatları torunları olarak elbette ki, Anıtkabir`de hüzünleşeceğiz, elbette, gözlerimiz dolacak, elbette hıçkırarak ağlayacağız!.. Bütün bunlara rağmen burası şikâyet mekânı değildir... “Mustafa Kemal, en umutsuz bir durumda ülkeyi düşmanların elinden kurtardı, yeni bir ülke kurdu ve bu ülkede yaşayan toplumu bağımsız kıldı” sözlerini bir kenara bırakalım artık. Bunları her kesimden, sağcısından, solcusundan, Atatürkçüsünden yeteri kadar duyduk. Bütün bu söylenenlerin toplam bir kavramın Kemalizm olduğunu öğrendik. “Atatürkçülük, yani Kemalizm parçalanmaz bir bütündür” sloganı altında ilkeleri nasıl parçalara ayrıldığını görüyoruz ve yaşıyoruz. Ne yazık ki, geçen her yıl, bütün bunları söylerken, Atatürkçülüğün ana temeli unuttuk galiba! Kemalizm`in güçlenme, kalkınma ve eylem davası olduğunu tekrar hatırlayıp, Anıtkabir`e ağlamaya, şikâyete gitmeyelim. Evet, “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyen Mustafa Kemal Anıtkabir`de ebedi istirahatındadır, ama O, halkın içindedir, halkın kalbindedir diyerek, bütün şikâyetleri O`na giderek değil, yarım yüzyıldır yapılan ihanetleri halka giderek, şikâyet edelim. Ancak bu sayede, Atatürk`ü sevdiğimizi, devrim ve ilkelerini anladığımızı kanıtlamış oluruz. Mustafa Kemal `de 1919`da öyle yapmadı mı? Eğer Atatürkçülüğü savunuyor ve sahip çıkmak ve O`nun bize emanet ettiği cumhuriyeti korumak istiyorsak, lafla değil, Mustafa Kemal`in yaptığı gibi eylemle yapmalıyız. Dr. Yüksel Cavlak Almanya
|