|
Düşünür Atatürk`ü anmak
365 gün olan bir yılın içinde bir anma ve üç kutlama var. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim; bunlar geçti. Anma günü yani 10 Kasım Mustafa Kemal`in aramızdan ayrıldığı gün. Tam 68 yıl sonra gene O`nu anıyoruz. Bugünkü gazetelerin, sağ veya sol eğilimli olsun, baş sayfalarına baktığımız zaman, hep aynı başlıkları görüyor ve okuyoruz.: Atam daima ışığımızsın Minnetle anıyoruz Özlüyoruz Aydınlığı özlüyoruz. Ata`ya üniversite gençliğinden söz Hepsi de duygusal başlıklar! Peki, geçen yılın gazete manşetlerine bakarsak ne göreceğiz? Hemen hemen bunlara benzer yazılar. Bu tam 68 yıldır tekrarlanıp duruyor!.. Yılın geriye kalan 361 gününde ne yapıyorsunuz? diye birisi bize sorsa, vereceğimiz cevap şu olacaktır: Birbirimizi yemekle uğraşıyoruz ve bize emanet edilen cumhuriyeti de rehine veriyoruz... Sonrada kalkıyoruz, büyük puntolarla Cumhuriyetin güvencesi O`nu anlamak diye lüks salonlarda bas bas bağırıyoruz... Evet, kişiler ölümlüdür. Bazıları var ki, arkalarında bir düşünce, bir sistem bırakırlar. İşte arkada kalan düşünceler, herhangi bir olay karşısında belleklerimizde canlanır, ön plana geçer ve bunlar üzerinde durulmaya başlanır. Biz de toplum olarak, öyle yapıyoruz. Her bir olumsuz olay karşısında veya belirli günlerde aklımıza Mustafa Kemal`i ve O`nun devrim ve ilkelerini getiriyoruz. İşte bu belirli günler dediğimiz de yukarıda saydığımız yılın dört günlerdir. Gazetede manşete Cumhuriyetin güvencesi O`nu anlamak diye bir başlık atıyoruz. Fakat bu arada son yıllardaki gazete manşetlerine bakıyoruz; hemen hepsinde Cumhuriyet tehlikede diye başlayan yazılar var. Peki, şimdi hangisi doğru? Cumhuriyet güvencede mi? Biz Mustafa Kemal`i anladık mı? Galiba bu geçen 68 yıl içinde ne O`nu anladık ne de cumhuriyeti güvence altına aldık. Galiba bunların içinde en doğru olanı bizim birbirimizi kandırmamız. Daha doğrusu, böyle duygusal yazanların bizleri avutması! Zaten yazılanlarla, yapılanlar bunu doğrulamıyor mu? Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Ulusalcılık, Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik gibi kavramları içeren 6 oku doğru dürüst hatırlayabiliyor muyuz? Bütün bunların yerini, resimler, heykeller, büstler ve bir sürü kulağa hoş gelen, duyguyu okşayan sözler aldı. Evet, kişiler ölümlüdür ve Mustafa Kemal gibileri arkalarında Kemalizm denen bir düşünceyi bırakırlar. Evet, O`nu ve geride bıraktıklarının güvencesi O`nu anlamaktan geçmektedir. Ama O`nu anlayamadık 68 yıldır. Tabiî ki anlayamayız; yılda 4 kez O`nu anarsak, yılın geri kalan 361 gününde de O büyük insanı hatırlamazsak. Bu dört günlü anma yeterli olmadığı için, rejim tehlikeye girer, Cumhuriyetin temelleri sarsılır, etrafı mollalar, bağnazlar, şeriat yanlıları sarar. Ve olumsuzluklar etrafımızı sardıklarında da, özgürlük çemberini daralttıklarında büyük adam, düşünür Mustafa Kemal gelir aklımıza!.. Sırasın gelmişken burada Onun bir sözünü hatırlatalım: Adaletin kılıcı bazen masumları vurur, ama tarihin kılıcı her zaman zayıfları vurur. İşte bu tarihin kılıcı, O,nu yılda dört kez hatırladığımız, ama 361 gün de unuttuğumuz için gırtlağımıza dayanır!... İşte bu geçen 68 yıl içinde yapamadığımız tek şey, ülkesini halkını ve onun refahını düşünen düşünür ATATÜRK`ü anmamamızdır. Bir türlü kendimizi düşünür Atatürk`ü her yanıyla anmaya alıştıramadık. Atatürk Araştırma Merkezi kurduk olmadı. Atatürk Düşünce Derneği`ni oluşturduk gene yapamadık, gene kendimizi bu alışkanlığımızdan kurtaramadık! İşin hep kolay tarafına kaçtık. O`nu sevmek demek, anlamak demek değil ki? Batılılar da, Mustafa Kemal`i seviyor ve sayıyorlar. Fakat O`nun devrim ve ilkelerini kendi ülkelerinde tatbik ediyorlar mı? Demek ki sevmek ve anlamak birbirinden farklı kavramlar. Ne yazık ki, Türk toplumu aydınıyla birlikte 68 yıl boyunca bu farkı anlayamadı. Rahmetli Hasan Ali Yücel bir yazısında bunu çok güzel anlatmaya çalışmış: Bir çocuk annesine Anıtkabir`i göstererek, burasının ne olduğunu sormuş. Annesi Orası Atatürk`ün Anıtkabir`i diye cevap verince çocuk annesine dönüp: Orada ne yapıyor? diye sormuş. Annesi: Atatürk orada uyuyor diyince annenin çocuğundan aldığı cevap şu: Oraya gidelim. Onu uyandırmak, elini öpüp, konuşmak istiyorum. İşte 68 yıldır yapamadığımızın cevabı, bu çocuğun ifadesinde yatmaktadır.! Nasıl çocuk uyumayan Atatürk istemiyorsa, bizler de şekilsel Mustafa Kemal istemiyoruz artık. O düşünür Atatürk`ün anlayalım yeter! O, bulunduğu yerde huzur içinde yatsın ve bizi gözetlesin. Görsün ki, bizler artık düşünür Atatürk`ü anlamaya, anmaya başladık. İşte bu andan itibaren, O`da emanet ettiği cumhuriyetin emin ellerde olduğuna inanarak huzura kavuşacaktır. Bu da ancak Atatürkçülük`ün, kişisel çıkarları ön planda tutanların ve adını kullananların, 1o Kasım`da timsah gözyaşı dökenlerin elinden alındığı zaman olacaktır. Bize düşen görev ve sorumluluk, büyük Atamızın getirdiği taze oksijenli havayı kirletmeden, çekinmeden bol bol teneffüs etmek ve çocuklarımıza ettirmektir. Benim Türk ulusu için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olur diyen o tarihin yetiştirdiği en büyük devlet adamı olan büyük Atamızın, ebedi dinlencesinde, unutmayız, gözleri hep bizlerin üzerinde. Değerlendirmelerini de lafa göre değil, uygulamalara göre yaptığına da en küçük bir kuşku yok. İşte bu da böyle biline. Bir kişinin devlet adamı olabilmesi için her şeyden önce yöneteceği toplumla dost olması, dostluk kurması gerekir. Mustafa Kemal ATATÜRK
Dr. Yüksel Cavlak Almanya ADK Başkanı Dr. Hüseyin Pekin İsviçre ADK Bak. Yard.
|